Yol Özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yol Özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2013 Cuma

Endonezya Özeti


Endonezya'nın her adası, her bir köşesi birbirinden oldukça farklı. Yaklaşık 17 bin adanın o kadar azını görebildik ki.. Ama bu azın içinde krater gölü, yanardağ, orangutanlar, acayip ritüeller, enteresan tapınaklar, etnik çeşitliliklerin güzelliği, inanılmaz deniz  ve kara canlıları, değişik müzisyenler, saygı ile bakakaldığım ağaçlar, bereket, fakirlik, kuraklık, doğal afetlerin acımasız yüzleri, pislik, ölüm ve din.. Her şeyden biraz çıktı karşımıza, her şey hakkında derin derin düşündürdü, çok tokatladı, kucakladı bir garip. Kapitalizme, beyaz ırkın bitmek bilmez sömürülerine, dinin politik olarak kullanılma şekillerine, biyoyakıt için kesilen yağmur ormanlarının yerine asker gibi dikilen palmiye ağaçlarına tanıklık ettik. Tüm sömürülere, o kadar etnik grup, dil, din farkını ve biyoçeşitliliği görmezden gelerek her şeyi, herkesi aynılaştırma çabalarına rağmen, hala rengarenk, hala çok güçlü ve çok özel bir ülke kendisi, adı gibi işte. 



Bu adalar ülkesinde her şey birbirinden farklı, birbirinden güzel ve birbirinden zor. Şu yolculuk boyunca gittiğimiz ülkeler içinde tüm 'en'lerim Endonezya'da. En güzel, en çirkin, en ucuz, en pahalı, en zor, en pis, en eğlenceli, en değişik, en trip, en, en, en..
Dolayısı ile özetlemek epey güç, her yeri ayrı bir dünya..


Bromo Yanardağı


Bali adakları


Jogjakarta Gamelan Festivali, Karinding Attack grubunun performansı
Karinding Attack grubunun, Jogjakarta Gamelan Festivali dahilinde düzenlediği atölye çalışmasından kısa bir kesit. Endonezya dili Bahasa'nın tınısını duymanız iyi olur dedik. Ben de tüm atölyeyi neredeyse tek bir kelime anlamadan geçirdim, arada bana takılıp gülüştüler. :) Emre.

Borobodur, Haziran 2012.

ULAŞIM-VİZE

Lembongan adası, Ağustos 2012.

Nereden geldiğinize göre değişiyor ulaşım. Biz Singapur'dan tekne ile Batam adasına, Sumatra'ya varmıştık. Hayat yolda geçiyor bu ülkede. Paranızın çoğunu ulaşıma ve vize işlerine vereceğinizden, Endonezya'da da bu işler bizim ülkedeki kadar sıkıcı ve  uzuun bir mesai. Eğer bizim gibi zorunda kalmadıkça uçağa binmeyi tercih etmeyenlerdenseniz, işiniz zor. Sizi 30 saatlik,  içinde herkese, her canlıya ve araca yer olan tıklım tıklım araçlar ile fantastik yollar bekliyor. Uçaktan çok fazla ucuza da gelmiyor. Fakat yolda göreceklerinize değiyor bu zorlu seçim; özellikle de Sumatra'da kara yolculuğu epey maceralı. 200 km'yi 6 saat gibi bir sürede gidebiliyorsunuz. Eğer Kamboçya ya da Hindistan alıştırmanız var ise, çok yadırgamazsınız Endonezya'nın yol hallerini. Her neredeyseniz, kara yolu ya da trenle varacağınızı söyledikleri saate kafadan 3-5 saat ekleyin, içine sıcağı, rutubeti ve aşırı fazla sigara dumanı ekleyin. Vaktinde bir yere varan, her tür yemeğin ve tütün ürününün tüketilmediği hiç bir araçta bulunmadık. 


Az vaktiniz var ise gerçekçi rotalar yapın, ya da zamanınızın yarısını yolda geçirmeyi kabullenin derim. Her tür aracın kapasitesinin en az iki katından fazlasını kaldırma gücüne, taşıdığı insan ve araç sayısına ağzınız açık kalacak! Özellikle motor ile egzoz banyosu yapmaya, simsiyah yüzler ve sulanmış acıyan gözler ile yolculuk etmeye, Endonezya'nın bokunu, pisliğini, tozunu içinize çekmeye, çocuklar ve size dokunmak, sizi çekiştirmek isteyenlere, çevrenizin bir anda bir sürü satıcı ve meraklı insanlar ile dolmasına hazırlanın. Çok acayip ama bazen epey sinir bozucu trafik deneyimleri ve sabır testlerinde kendinizi geliştireceksiniz. Bali'ye de gitseniz (ki orası tüm Endonezya'da gördüğümüz en kolay yer), bu iş böyle Endonezya'da. Deniz yoluyla gidiyorsanız, dev dalgalar arasında ciddi adrenalin salgılamaya hazırlanın. İçerisindeyken sık sık söylenip, endişelenip, fenalıklar geçirdiğim, dönüp bakınca çook sevgi ile andığım garip, uzuun yolculuklar diyarıdır Endonezya..

Medan Yolunda, Haziran 2012.
Not: Fotoğraf makinemizi çaldırdığımız için Sumatra'dan çok az görüntü var elimizde...

Vize maceralarımız başlı başına bir olaydı. (Vize olayları sık sık değişiyor, bu nedenle gitmeden önce mutlaka bir Endonezya Konsolosluğu'ndan bilgi alın.) Girişten sadece 1 aylık vize alabilirsiniz 25 dolar karşılığında. Ve bu bir ayı, bir kez olmak üzere 1 ay daha uzatabilirsiniz, sonrasında mutlaka ülkeden çıkış yapmanız gerekiyor. 'Visa run' yapılamayacak kadar da kocaman bir yer Endonezya, o yüzden her nerede iseniz, o ülkeden elçiliğe gidip minimum 2 aylık turist vizesi almaya bakın derim. Nasıl olsa bu da yetmeyecek. Bunu da sanırım bir ay daha uzatabileceksiniz. Biz bir sürü maymunluk ile 4 ay kadar sündürdük vizemizi ve gerçekten hiç yetmedi. Üstüne bu vize maceraları çok pahalıya geldi. (Kalimantan, Sulawesi, Flores ve Papua yolundaki balinalı adaları göremediğimize çok üzülüyorum.) Kısacası Endonezya yolu için bir yerden bir yere gitmek  maddi ve manevi ciddiyetli bir mesai. En çok vize ve yol kısmı para harcattı bize bu diyarda. Ülkeden çıkış yapmak bile paralıdır, ne kadar verdik hatırlamıyorum ama sanıyorum adam başı 15 dolar gibi bir çıkış parası ödettiler. Yanınızda dolar bulundurun vize işlemleri için.

KONAKLAMA & KONFOR KONSEPTİNİN DEĞİŞKENLİĞİ :)

Toba Gölü, Sumatra, Haziran 2012.

Toba yöresinin yerel halkı Bataklar'ın kültürünü tanıtmak için düzenlenen bir gösteriden kısa bir kesit. 

Tüm Uzakdoğu ülkeleri gibi her bütçeye göre sonsuz seçeneğiniz var Endonezya'da. Biz bu ülkeye vardığımızda epey parasızdık, seçimimizi hep en ucuz olandan yana, bazen yerel halkın evlerinde misafir olarak geçirdik. Sumatra'da turist olarak bulabildiğimiz en ucuz konaklama 40.000 rupi (8 TL), Java'da 70.000 rupi (14 TL), Bali ve Lombok'ta 100.000-150.000 (20-30 TL) rupi arasında değişiyordu. (Mevsime, şartlara ve şansa göre daha ucuzu da mümkün her zaman.) Türk parasına vurduğunuzda tüm bu rakamlar komik gelse de, eğer gezginseniz, ciddi bir birikiminiz yoksa, hayat her yerde pahalı geliyor galiba. Ya da biz cimri insanlar mı olduk, nedir bilemiyorum.. Bu açıdan en ekonomik ve rahat konaklamalarımız Sumatra ve sonra Bali'dir.

(En pahalı ada olan Bali'de, yanında çalıştığımız köylünün mutfak ve tuvaletli odasını aylık iki kişi 200 TL'ye kiralayıp, bu fiyatın içine motorumuz da dahil epey rahat etmiştik, üstüne de neler öğrendik, neler. :) 

Tuvaletler konusuna hiç girmiyorum, Medan yazısında yazmıştım. 

Pisliğin para ile ters orantılı olmadığını gördük. Durumu iyi olanın da, kötü olanın da temizlik kavramından anladıkları yanı sıra, duş ve tuvalet olayının genelde epey bir mesai olduğunu yazayım. Bizim iğrenç AŞTİ tuvaletleri bile daha temiz olabilir. Gerçi paranız var ise, Bali gerçekten rüya gibi seçenekler sunuyor konaklama açısından. Ayrıca depremler ülkesinde her nereye gittiysek, gün aşırı epey sallandık. Sumatra ve Bali'de korkutucu anlar yaşadığım çok oldu. 6.5 gördük en fazla. Seçme şansınız ve aklınız var ise beton yapılardan uzak durmaya çalışın derim. Özellikle Bali, bambu işçiliğinin anavatanı olduğu için böylesine güzel bir yerde konakladığınız odanın beton bir yapı olması, bambunun egzotik, doğayla iç içe ve insanı keyiflendiren havadar tadını kaçırmanız anlamına gelir.

YEMEK



Gittiğimiz ülkeler içerisinde dil ve yemek durumu en rahat yer Endonezya idi bizim için. Bir ülkenin mutfağının güzel ve çeşitli olması, bana göre tek bir çeşit sebzeden sınırsız yemekler yaratabilmektir. Damak tadı bizim ülke kadar tatmin etmiştir bizi. Herkese göre, her yerde bol bol seçenek var. Halk para durumuna göre çeşitleri çoğaltıyor, köpek ve monitör kertenkelesi gibi olağandışı şeyler de aynen yeniliyor. Ama bir turist olarak vejetaryen, vegan ya da etli yemek seçenekleriniz sınırsız. Hindistan cevizi, muz, fıstık ve 'jackfruit' nelere kadirmiş. Sokaktan yemek yemek çok ucuz ve güzel, eğer maceracı iseniz. Diğer ucuza yemek seçeneklerinden biri ise esnaf lokantaları; vitrinlerinde tabak tabak yemekler ile sizi selamlayan bu mekanlar, sık sık karşınıza masakan padang adı ile çok ucuza bolca çeşit sunarlar. 



Java, Haziran 2012.
Sumatra ve Java'da iki kişi sokakta yemek ve buzlu yasemin çayı içeceğimiz ile beraber iki kişi 20.000 rupiye - 4 TL konuyu kapatabiliyorduk ve doymak için değil, keyif  ile yeniliyordu bu sokak yemekleri. Balık veya et yemeklerine girerseniz biraz daha pahalı tabi, hele hele de restoran veya kafelerde oturursanız. 


Her yerde bulabileceğiniz Endonezya mutfağının ünlüleri: Nasi goreng, (standart olarak sahanda yumurtalı sebzeli pilav, ama tavuklu, domuz etli, deniz ürünlü seçenekleri de var), Gado gado (haşlanmış sebze üzerine nefis yerfıstığı sosu), mie goreng ('wok'ta pişmiş noodle, bunun da nasi goreng gibi çeşitli tatlarda olanları var). Jogjakarta'ya has olan Gudeg adlı yemek ise favorimdi benim. Palmiye şekeri ve Hindistan cevizi içinde kaynatılan olgunlaşmamış 'jackfruit' yemeği, pilavla güzel gidiyor.


 Tempe ise bir çeşit işlenmiş soya (fakir adamın eti de deniyor bol protein içerdiği için), o da her yerin vazgeçilmesi, çok özlüyorum kendisini. 

Tempe


Muz yaprağı içinde balıık :) Lembongan adası.

Fıstık seven bir insan olarak Endonezya nefis bir yer. Her yemeğin içinde bolca yer fıstığı veya fıstık sosu bulunuyor. Bubur bir çeşit pirinç lapası, her tür sebze ve baharat ile, isterseniz et ile, isterseniz sebze ile, Bali'de ise yakalama vejetaryen kafelerinde  tarçınlı, kakaolu, taze meyvalı sonsuz lezzetleriyle kolay kahvaltı seçeneklerimizin vazgeçilmezidir. 

Plastik seviciliği ve atık sorunu diğer Uzakdoğu ülkeleri gibi anormal ötesi.. 


Palmiye yaprağına sarılı, Hindistan ceviziyle tatlandırılmış pirinç.

 Bir zamanlar 100 küsur çeşit pirince ev sahipliği yapan bereketli  Endonezya'ya yolunuz düşer ise, ekonomik bin bir bela ve turizm ile savaşan bir avuç kalmış yerel pirinç üreticilerine destek vermeye çalışın.. Günümüzde 3-5 çeşit pirinç kalmış sadece.. Pirinçin durumu ile ilgili bilgi için şu yazıya bakınız.


 Yerel pazarlarda siyah, kum renklli, değişik bir kaç pirinç örneği görebilir, gıdayı tekelleştiren şirketlere küfür edebilirsiniz.. O güzel nefes kesen pirinç taralarının altında o kadar çok sorun var ki..

EĞLENCELİ İÇECEKLER

Sadece Jogja'da gördüğüm, kopi joss denilen bir içecek var. Cızır cızır kor halinde bir kömür parçasını atıveriyorlar kahvenin içine, tadı çok nefis. 




Google hediyesi: Kopi joss fotoğrafları

Tapınaklarda tanrılara adanan yiyecek dolu sepetler, Bali, Eylül 2012.


Bali'de yanında yaşadığımız, Bali köylüsü öğretmenimiz Chakra'nın evindeyken ara ara kulağımıza çalınan mistik seslerden bir örnek.

Teh botol, yani şişede soğuk yasemin çayı da bu diyarların keyifli ve ucuz içeceklerinden. Kopi Luwak, dünyanın en pahalı kahvesi olarak geçiyor ve her zaman denemek istediğim bir kahveydi. 'Civet cat' diye bilinen muhteşem canlıların doğada buldukları kahve meyvelerini sindirdikten sonra dışkılarının temizlenmesiyle elde edilen çekirdeklerden yapılan bu kahvenin günümüzde moda olması sonucu, bu zavallı hayvanların kafeslere hapsedilip, zorla yedirilen kahve çekirdeklerini öğütmeye zorlandıklarını öğrendikten sonra denemekten vazgeçtiğimiz havalı ürün..



Asian Palm Civet: Kopi Luwak'ın üreticisi

Ayrıca pirinçten yapılan Arak ve palmiye özsuyu olan Tuak, sizi bir anda maymun edebilecek alkollü içkiler, epey deneyilesi..:)

ALIŞVERİŞ

Endonezya batikleri: Sarong, çok kullanışlı hippi bezleri. :)



Endonezya rengarenk bir yer. El işçilikleri, kıyafetler, el yapımı defterler, aromatik yağlar, hindistan cevizi nimetleri, karanfil yağları, takılar, her şey çok çeşitli. Hindistan ve Tayland'dan ülkemize gele gele görmeye alıştığımız, fazlası ile sıkıldığım ürünlere kıyasla epey farklı ve güzel seçenekleri ile benim başımı döndürdü. Taşıma sorunu ve gereksiz harcamayalım halleri yüzünden çok fazla alışveriş yapmasam da. 


Fiyatlar, ürünler adadan adaya değişiyor. Yakalama yoga kıyafetleri, organik yoga matları, omlu, çakralı, nefis yarı değerli taşlar, kristaller ve havalı kolyeler peşindeyseniz, Bali hiç ucuz olmasa da, aydınlanma reklamı yapmanıza yardımcı olacak esas yerdir. Om sembollü kazınmış sıradan bir taşa 15 dolar veren insan gözlemleri yapmak açısından epey görsel şölen sunar Bali. Parti kıyafetleri, tütsüler, maskeler ve her tür acayipliği, turizmin 'e', 'de' ,'den' ,'miş'li zaman hallerinden geçerek yine en çok Bali'de bulursunuz. Jogyakarta gümüş işleri, kumaş, batik işcilikleri çeşitliliği açısından çıldırmış bir yer, Bali'den çoook çok daha ucuz. Sumatra'da tahta oymacılığı, nefis. Bufalo derisi işlenerek yapılmış gölge kuklaları Jogjakarta ve Bali'de bulabilirsiniz. Otantik mobilya, tahta işçilikleri peşindeyseniz yine Bali'ye gidin, her yer dev uluslararası kargo şirketlerinin ofisleri ile dolu..




SAĞLIK
Monkey Forest, Bali.
Bali'de iseniz, şanslısınız.. Turistseniz dünya standartlarındaki hastahanelerde her tür işleminizi bizim ülkeden ucuza çözersiniz. Ayrıca gerçeğini arar ve iletişim kurabilirseniz çok acayip büyücü gibi şifacılar ile her derdinize deva bulabilirsiniz. Yerel insanlar Bali'de şifacılara gidiyorlar. Sumatra ise çok acıklı; Medan'da evinde konuk olduğumuz bir kadın, hastalandıklarında ve acil bir şey gerektiğinde parası olanların tedavi için ya Singapur'a, ya da Malezya'ya gittiğini, geri kalanların 'Allah verdiği canı alır', halinde genelde kadere teslim olduklarını anlatmıştı. Kürtaj yasak Endonezya'da ve çocuklar sayısız. Java'da, Jakarta'da eminim iyi ama daha çok zengine ve turiste hizmet eden özel hastahaneler vardır. Jogyakarta'da durum zor göründü bize. Evinde konuk olduğumuz Gamelan sanatçısı Ardian'ın anneannesi kolunu kırmıştı biz oradayken. Kadını özel hastaneye götürmelerine rağmen, kırık kolunu tahtaya bağlayıp eve gönderdiler kendisini. Ağrı kesici bile vermemişler. Çok inliyordu teyze. Ardian da 'sağlık sistemi öldürür ülkemizde, paran var ise Malezya paklar seni', demişti..

Endonezya pislik açısından çok zor bir yer. Yerel halkın bağışıklık sistemi sağlam. Hepatit aşılarınızı olun, bağırsak mesaisi yapabilirsiniz zaman zaman. Aşırı egzoz yüzünden göz damlası kullanmak gerekebilir. Tuvalet ve sudan geçebilecek her hastalığa kapılmanız mümkün ama sanırım bizim bağışıklık sistemimiz oralara epey uyum sağlar olmuştu Endonezya'ya vardığımızda. Sumatra'da Emre'nin ciddiyetli bir hemoroid sorunu oldu bir tek, ve yolların kötülüğünden ve durumun ciddiyetinden kalakalmıştık olduğumuz yerde. Neyse ki nefis Toba Gölü'ndeydik, operasyon gerekirse Tayland'a gideriz diyorduk ama gerekmedi. Bali'de ufak tefek göz iltihabı, grip, yüksek ateş gibi sorunlarımızı yanında çalıştığımız Chakra'nın şifalı bitkileri ile çok kısa zamanda toparladık hep. Açık yaralarınızı kurutma problemi, mantar, deri hastalıkları, sivrisineklerden geçen hastalıklar gibi genel Uzakdoğu ve tropikal iklim sorunları aynen geçerlidir Endonezya'da da. 'Dengue Fever' maceraları için son çalıştığımız çiftliğe, yani Tayland'a geri dönüşümüzü yazmamı beklemeniz gerekecek. :)

MASAJ
Google'dan alıntı

 Klasik olarak çok iyi bir masaj terapistini maddi sebepler yüzünden deneme fırsatı bulamasam da, şu yolda masaj konusunda aklımı uçuran tek yer Bali'dir. Balinese masaj dedikleri büyülü bir şey. En ucuz yere de gitseniz, fabrikasyon şekilde çalışıyor olsalar da, masaj yapıyor olmaktan böylesine büyük keyif alan yerel insan bulmak zor. Resmen bakıyorlar size, tüm yaralarınızı seviyorlar, tek tek ilgileniyorlar falan çok acayip. Klasik masaj ile 'akupressure' karışımı olan bu masajın güzelliği ve bu masajı yapan kadınların muhteşemliği anlatılmaz, yaşanır vallahi. Ellerini öpesim gelen çok fazla güzel kadın tarafından bakıldım. Direnişe, direnenlere destek adına o büyülü kadınları ülkemize şu an ışınlamak isterdim. Java masajı hakkında yorum yapmak zor, normalde masaj yaparken pek eklemlere, dirsek, diz gibi yerlere masaj yapılması tavsiye edilmez. Ama Java masajı, eklemlerine yapılan baskı ile vücuda elektrik verilmiş efekti gibi değişik bir deneyim. İyi ya da kötü diyemeyeceğim. Masaj, yoga, alternatif terapilerin moda olmasından bayma noktalarını geçtim ben özellikle Bali'de. İyi eğitmen bulmak, turistlere göre tasarlanmış kurslardan kurtulmak Uzakdoğu'da bence çook zor. Yerel bilge teyzelerle ise dil sorunu var, klasik. Yine de eğitim alamasam da, çok fazla terapi aldığımız, üstümde masaj yapılır iken kendimi geliştirdiğimi umduğum bir yer Endonezya.

ENDONEZYA'DA KADIN OLMAK

Bali, Ağustos 2012.

Tayland'dan sonra çok tripli diyebilirim. Özellikle otobüsten iner inmez size dokunan, sizi çekiştiren, bir şeyler satmaya çalışan yerli adamlar zaman zaman epey sinir bozucu ve yorucu olabiliyor.  Yine de her yerde rahatça, açık açık gezen bir sürü kadın var. Bali pek Endonezya gibi değil, orayı saymıyorum, kadın, erkek fark etmez kolay orası, tatil köyü kafası.  Çoluğu çocuğuyla yoga hocası olmaya gelmiş kadın popülasyonu çok yüksek Bali'de. Sumatra ve Java zaman zaman zorlayabilir ama yolunuzu bulursunuz, Türkiye'de kadın olmak bana daha zor, en azından bu ülkelerde insanların ne düşündüğünü çok kolay okuyamadığınız için kendinizi daha güvende hissediyorsunuz sanki. Haberlerde tecavüzcülerin serbest bırakılışını takip edemiyorsunuz.. Turist olduğunuz için de dokunulmazlığınız varmış gibi biraz. Yerel kadınlar için yaşam epey zor görünüyor. Hıristiyan, Hindu ve çoğunluğu Müslüman olan bu dev adalar ülkesinde gittiğimiz her adanın, her mekanın ruhu, gelenekleri farklı olsada, ataerkilliğini ciddi olarak hissettiriyor. Kadınlar her yerde daha çok çalışıyor. Kürtaj yasağının sonuçlarından da zaten bahsemiştim. Her adanın kendine göre değişen gelenekleriyle, bence saçma sapan olan hastalıklı erkek zihinleri tarafından uydurulmuş ahlaki ve ekonomik zorluklar arasında direnen güzel kadınlar ile dolu bu ülke..
Java, Haziran 2012.
Bali, Ağustos 2012.


Chakra İngiltere'de yaşadığı dönemde gitar çalarak para kazanıyormuş. Hala her gün biraz çalıyor, bazen de eşi Ayu'nun sevdiği Endonezya şarkılarını beraber söylüyorlar. 


ENDONEZYA'DA ZORLANDIKLARIM 
Medewi, Eylül 2012.
Tuvalet ve duş konusunda zorlandım epey, özellik ile muhteşem yerel insanların evinde konuk olduğumuzda. Ama en çok yerel satıcılara 'ya sabır' dedik. Yolda motor kiralamış giderken, yanınıza gelip size bir başka motor kiralamaya kararlı insanlar mı istersiniz, hayatınızı tasarlamak isteyenler mi, en muhteşem gün batışlarında iki saniye romantik sevgilicilik oynatmayan satıcılar mı, bir şey alsan, diğer herkesten bir şey almadan bırakmayız ısrarları gibi bitmek bilmeyen hallerden bunaldığımızı hatırlıyorum. 'Ticket to the moon' adı altında çevrenizi saran, arkanızdan motor ile yaklaşıp illa kafanı kıracağız diyen torbacılar, uyuşturucunun bedelinin ölüm cezası olduğu bu ülkede komik bir cesaret ile karşınızda. Bezdirse de çok komik anlar yaşanmıştır bu ısrar, kıyametler arasında. 'Buy something, why not, maybe tomorrow ya?', şeklinde sizden asla umudu kesmiyorlar. Tapınaklarda ve turistik yerlerde sanki film yıldızıymışsınız gibi sizden imza almaya defterleri ile gelmiş Endonezya insanları, Emre'yi Jet Li'ye benzeterek, dövüşçü pozunda fotoğraf çektirtmeyi  başarmıştır. Defterlerine yüzlerce imza atma anlarımız ayrıca komedidir.



Bali, Temmuz 2012.
Borobodur,2012.

Lombok'a bağlı Gili adalarının ortancası Meno'dayken rastladığımız bir 'Meno Gecesi' şenliğinden komikçe bir anı.

Çevre katliamlarını, halkını, suyunu, toprağını sevmeyen ülke yöneticilerinin yabancı şirketlerle el ele yaptıkları kıyımları gözlemlemek, soyu tükenmek üzere olan orangutanların, inanılmaz kuşların ve mercanların yok edilişi ile insanların ve tüm canlıların birbiriyle bağlantılı gıda ve yaşam hakkını tüketen tüm sorunları ve atık kavramının korkunç boyutları sık sık tokatladı bizi; gözleriniz görüyor ise nereye gitseniz kaçış yok. 




Turizm canavarı ve bir turist olarak istemeden sebep olduğum tüm eylemler için duyduğum üzüntü, ve  'geç kalmışız ulan', hissi darallarından kaçış hiiç yok.

ENDONEZYA'NIN GÜZEL YÜZLERİ


Hayat Endonezya'da yaşayan insanlar için bana zor görünse de, her adada, her tür zorluğa karşı çok içten gülen inanılmaz yüzler gördük. Fakir ama mutlular.
Her tür zorluğa rağmen gülen insanların ülkesinde olmak kişiye çok iyi geliyor. Bataklar, Sasaklar, Bali'liler, hepsinin  inanç sistemleri, gögüs gerdikleri doğal afetler, ekonomik, politik ve dini yaptırımları, etnik gruplara göre sırtlarına ağır yükler eklese de, her adanın, her etnik grubun hayat ile eğlenme yöntemleri nefis.


Bali'li Emre :)


Jogjakarta'da sokakta eğlenen insanlar..


Foto: Penkdix Palme, Java Kurbağası:)


ENDONEZYA'YA YOLUNUZ DÜŞER İSE  GÖRMEDEN ETMEYİN LİSTEMİZ ŞÖYLE: 


Bromo Yanardağı

Ubud, Gili adaları, Gunung Bromo yanardağı, Bukit Lawang ve orangutanlar, Toba Gölü..




Yeniden bize görün,  içerdiğin tüm canlılar korunsun Endonezya, iyisi ile kötüsü ile hayat gibi cansın..



13 Haziran 2012 Çarşamba

Malezya: Gerçek Asya

Malezya'da yaklaşık beş hafta kadar kaldık. Bu zamanın yarısını Perak'taki çiftlikte ve on gününü de Kuala Lumpur'da geçirdik. Burası için bu kadar kısa zamanda yorum yapmak zor olsa da, toparlamak adına genel izlenimlerimizi yazmak istedim.

Malezya bir İslam ülkesi olduğundan galiba, turist akımlarının çok fazla tercih etmediği bir yer,Tayland'a kıyasla. Çok fazla turist olmaması ve çok kültürlü bir ülke olması bizim en sevdiğimiz özelliklerindendi ve keyifli zamanlar geçirdik. Şimdilik düzgün organize olamamaktan biraz da maddi sebeplerden ötürü Borneo ve merak ettiğimiz bazı adalarına ulaşamasak da (Malezya yarımadasının doğu kıyısını da pek gezemedik aslında), gerçekten görülmeye değer bir ülke olduğunu düşünüyorum. 

Ülkenin her reklam panosunda yazdığı gibi, ''Malezya, Gerçek Asya''. Gerçekten Asya'nın kültürel çeşitliliği, binbir rengi ve kokusu hakim olsa da, hem kolonileşmekten hem de küreselleşme yüzünden Batı'ya da benziyor. Yani Malezya hiç bilmediğiniz bir dünya değil bir anlamda. Tam da bu yüzden, bu kadar çeşit ve her şeylerden bir tutam olması, burayı bambaşka bir yer yapıyor.

Ulaşım - Vize

Malezya, gezmek için çok rahat ve derli toplu  bir ülke. Biz Trang'tan otobüs ile giriş yapıp, sınırda 90 günlük vize  aldık ve hiç zorlamadılar. Eğer Borneo adasına gitmek isterseniz, ayrıca vize almanız da gerekmiyor. Ulaşım, ülke içinde her konu gibi oldukça rahat ve ucuz denebilir. Otobüs istasyonları oldukça rahat, hele Kuala Lumpur'daki yeni otogar, havaalanına benzer şekilde fazla organize ve gösterişli. Biz çoğunlukla otobüs ile yolculuk ettik. Tayland'daki gibi motorsiklet kiralamak pek kolay değil ve gördüğümüz kadarı ile çok yaygın da değil bu ülkede. Özellikle Kuala Lumpur'un metro sistemi, şehri gezmek isteyenler için büyük rahatlık sağlıyor. Tek sorun dondurucu klimalar. Hemen hemen herkes İngilizce bildiğinden, yol yön bulmak Tayland'dan sonra bize fazla kolay geldi. Taksiler de ucuz ama biz genelde otobüs ya da metro kullandık. Özellikle taksicilere haritadan gitmek istediğiniz yeri gösterince, haritayı ters çevirerek incelemeleri oldukça komik. :) Bir şehirden diğerine  gitmek, nereye gideceğinize bağlı olarak 12RM - 90RM'e göre değişiyor. Gidemediğimiz yerler içinde, yol parasının kişi başı 90 RM olmasından ötürü göremediğimize üzüldüğüm Perhentian adası var. Bunun bir de dönüşü olacaktı tabi.

Ülke içinde ucuz uçak seferleri de bulmanız mümkün, mesela Penang'dan Kuala Lumpur'a ya da Johor'a doğrudan uçabilirsiniz.


Kuala Lumpur otogarı


Meleka ve Penang sokaklarının esas konusu

 Konaklama




Konaklama durumu bir acayip. Çoğu yapı çok eski olduğundan, penceresi olan oda bulmak çok zor.  Ve pansiyon reklamlarında penceresiz olduğu için saatlerce rahat uyuyabilirsiniz gibi atmasyon kandırma çabaları var. Pencereli odalar hep daha pahalı. Penceresiz odalar ise bildiğiniz hapishane hücrelerine benzediğinden, insanın kalası gelmiyor. Özellikle bizim gibi Akdeniz havasına ve güneşine alışık insanlar için. (Adalara gidemediğimizden yazdıklarım sadece şehirler için geçerli.) Tek başına seyahat ediyorsanız yurtlar çok daha derli toplu, ve kişi başı 15 - 30 RM'ye konaklamak mümkün. İki kişi en ucuz konaklama, duş - tuvalet ortak ise 25 RM'den (16 TL) başlıyor. Her şehirde bir Çin mahallesi var ve Melaka dışında en ucuz konaklama seçenekleri bu bölgelerde. Tüm konaklama fiyatlarına, dandik de olsa kahvaltı dahil. Bizim yolumuz hiç havalı otellerden geçmiyor olsa da, duyduğumuz kadarı ile 5 yıldızlı otellerde konaklamak kişi baş 80 dolardan başlar. Çamaşırlarınızı da 20-30 RM arası yıkıyorlar genelde mekanlar. Asya'nın bir çok ucuz bölgesine kıyasla lavabo konsepti gelişmiş bir ülke, o yüzden çamaşır yıkamak pek zor değil. Ama sıcak su, sabun, tuvalet kağıdı ve lokantalarda normal bıçak bulmak, gittiğimiz birçok yerdeki gibi, bu ülkede de ayrı bir lüks konusu. Marketlerde tekli tuvalet kağıdı satılıyor yine. Burada da Tayland gibi hemen hemen her mekanda WI-FI var.
Daha önce yazdığım gibi Malezya'nın en büyük belası yatak böcekleri.. Oda ne kadar ucuz ise, böcekler de o kadar fazla.. Kaşınması günlerce sürüyor. Lavanta yağı biraz koruma sağlıyor. Bir de ısırdığında bağırtan karıncalar var ama genelde kırsal alandalar. Genel olarak temiz bir ülke diyebilirim, ama eski kanalizasyon kanalları ile çevrili şehirlerde zaman zaman gelen felaket iç bayıltıcı kokular ve dev sıçanlar görmedim değil.

Yemek



Malezya yemek ve içmek açısından bir cennet. Ne ararsanız bulabiliyorsunuz ve her bütçeye göre de bir şeyler var. Tropikal iklimin tüm nimetleri dışında, kakao yetiştiren bir ülke olduğu için inanılmaz leziz kekler ve çikolatalar yedik; 4 aylık çikolatasız Tayland diyetimizden sonra nefis oldu. Çok enteresan yerel yemeklerin yanı sıra, Çin ve Hint mutfağından da nasiplenmek mümkün. :) Çinliler de her şeyi yedikleri için, fazla maceracı değilseniz biraz zor olabiliyor Çin restoranlarında yemek yemek.
Ben yemek konusunda pek esnek bir insan değilmişim, onu anladım. Bizim ülkemizdeki .Çin mutfağının da gerçek Çin mutfağı ile pek alakası yokmuş. Sokakta ya da food court'larda yemek yemek,  Asya'nın her yerindeki gibi çok daha ucuz ve daha renkli her açıdan.





 Biz genel olarak balık soslu uzakdoğu mutfağı kotamızı doldurmuşuz sanırım. Tüm mutfaklar içinde en ucuz olan Hint yemeklerinden bol bol yedik. Her tür balık ürününün rahat bulunduğu bir ülke, ve tabi ki  bizim ülkemize kıyasla çok ucuz. Ama balıkların üstüne döktükleri acılı domates sosu yüzünden balıktan bir şey anlamıyorsun. Çok fazla karides çiftliği ve hiç beğenmediğimiz avlanma şekilleri yüzünden balık ürünü az tükettik. Tüm bu hayatımızı zorlaştıran bilgileri edinmemiş olsaydık deli gibi karides yerdim ben de.. Kısacası Hint ve sokak restoranlarında iki kişi 10-20 RM'ye (5-10TL) çok fazla doyup, susuzluğunuzu giderip, üstüne de keyif masalası ya da teh tarik (bir nevi sütlü çay) içmek mümkün. Ama nefis restorantlar çok fazla, onlara kapılırsanız da üst limit size kalmış yine. :) Yemek fiyatlarına, özellikle üst sınıf restoranlarda KDV dahil değil. Önünüze hesap geldiğinde mutlaka ekstra KDV ve bahşiş eklenmiş oluyor, aklınızda olsun.


Patates :)




En sevdiğim içecek, Teh Tarik. İyisi tarifsiz, kötüsü ballı sütlü çay gibi.


Bütçe
Malezya Türkiye'ye göre neredeyse yarı yarıya ucuz olsa da, bize çook da ucuz gelmedi. Günlük iki kişi  yol masrafları, bazen sinema, bazen müze girişleri, bazen de keyif birası içelimler ile 50-100 TL arası gidip geldik çoğunlukla. Yolda tanıştığımız kimi insanlar Tayland'ın daha pahalı olduğunu düşünse de, bizce Malezya'nın kesinlikle daha pahalı olmasının yanı sıra, para harcatmak için seni kandıracak çok fazla şahane yemek, inanılmaz çikolatalar, konserler, müzeler gibi etkenler var. Her yerde ATM bulmak kolay ve aldıkları komisyon da oldukça az.
Konaklama: 15 - 75 RM. Su: 2 - 3 RM. Kahve: 5-15 RM. Bira: 12-20 RM. Yemek: 5-65 RM.

İklim



Malezya beni sıcaklık olarak epey zorladı. Ekvatora yaklaştıkça devamlı ıslak ve nemli olma hali yorucu olabiliyor. Hava biz oralardayken genelde hep gri florasan renkte idi. Klimalı bir otobüs penceresinden bakınca, dışarıda üşüyeceğini sanıyorsun ama alakası yok, çok terlemeli bir yer. :) Hava kapalı olduğunda iyice basıyor, bir fenaydı yani. Ama belki bizim orada olduğumuz dönem için geçerlidir bilemiyorum. Yine de bu sabit ısı ve sıcaklık durumunun canlı çeşitliliğine katkısı çok takdir edilesi. O kadar hızlı büyüyor ki bitkiler, bıraksanız şehri kaplar sarmaşıklar; yani hava çook sıcak olsa da, etraf sizi kalmanız için kandırıyor. :) Her su birikintisinde balıklar, çiçekler, rengarek bir şeyler var. Burada da monokültürel halde tek tip Hindistan cevizi, palmiye ve lastik ağaçları ekili her yerde ve büyük gelir kaynağı.

Alışveriş



Malezya'nın büyük şehirleri bildiğimiz her yer gibi bol bol alışveriş merkezi dolu. İçlerindeki tüm dükkanlar da aynı. Daha ucuzlar, sanırım çünkü tüm turistler torba torba alışveriş yapıyorlar. Bana göre en ilginç yanı yerel el işçilikleri, şahane el yapımı Çin çay takımları, batik ve rengarenk uçurtmaları. Tahta ve gümüş işçilikleri de güzel çok. Bir de elektronik ürünleri Türkiye'ye kıyasla o kadar ucuz ki, zor tuttuk kendimizi ihtiyacımız olmayan bir şey almamak için. Onun dışında da sokaklarda Çin ürünleri ve tipik Asya pazarları her yerde.





Güzel batik işçilikleri ve batik için kullanılan baskı kalıpları


El işçiliği müzesinden uçurtma örneği

 Masaj ve diğer terapiler


Çinliler çok olduğu için, akupunktur ve diğer Çin terapilerinden faydalanmak mümkün. Özellikle Çin refleksolojisi muhteşemmiş. Eğitim almak isterdim, ama genelde tüm bu eğitimler Çin okullarında minimum 5 yıl öğrenim gerektiriyor, tabi böylece tüm meridyen sistemini her şeyi görmüş oluyorsun. Bulabildiğim tüm kurslar güzellik salonlarındaydı, güvenemedim. Bir diğer durum ise, Hint mahallelerinde yaygın olan Ayurveda terapileri. Ben sadece 3 kez Çin refleksolojisi yaptırabildim, ucuz olsalar da bizim bütçemiz için lüks kaçıyor. Ama hepsi birbirinden inanılmazdı, artık izlediklerimden kaptığım kadarıyla idare ediyorum şimdilik. Refleksoloji seansları 35 - 75 RM arası.

Gezginlere, iş adamlarına rahat bir ülke

Sanırım Asya genel olarak yumuşak ve arızasız, özellikle beyaz turistlere karşı. Ne de olsa beyaz ve temiz para kapısısın. Tüm bunlara ek olarak Türk olduğumuzu öğrenince özellikle Malay'lar müslümanız diye acayip sevinip çok fazla yardımcı olmaya çalıştılar. Bol bol aleyküm selam yani. Bazen de en yakın cami mekanlarının adreslerini ya da kartpostallarını elimize tutuşturmaya çalıştılar. :) Ve Türk görmek onları şaşırtsa da, ülkemiz ile ilgili  oldukça fikir sahibiler.
Malezya'da gece yürürken kapkaç olayı çok fazla oluyormuş ama bizim başımıza şimdilik gelmedi ve böyle bir duruma tanıklık etmedik. Bana genel olarak çok rahat ve huzurlu bir ülke gibi geldi.. Ama şeriatla yönetildiğini ve uyuşturucu ya da diğer yasak olan kuralları çiğnemenin sonucunun ölüm cezasına kadar gittiği bir ülke olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. 

Çok kültürlü bir ülkede İslam ve şeriat



 Malezya enteresan bir yer. Daha önce de yazdığım gibi üç apayrı kültürün birbirleri ile uyum içinde yaşıyor olmaları, dinlerine ve geleneklerine saygılı olmaları Malezya'nın en güzel ve ilginç yanı. Tropikal iklimin damak tatları ve doğal zenginlikleri açısından da her anlamda  görülmeye değer.

 Zaman zaman bizim ülkemizle kıyasladığımda çok daha toleranslı ve özgür bir yermiş gibi geldi bana. Çinliler ve Hintliler ile Malezyalılar'ın uyumuna bakınca. Mecburen Batılı sömürgecilere karşı birlik olmak zorunda kalmışlar ve 1957'den beri rahat rahat yaşıyorlar. Eyaletler ve sembolik krallıklar ile şeriat olan bir ülkede düşünce ve kıyafet özgürlüğü ne değişik diyorduk. Ama sonra daha dikkatli bakınca fark ettik ki, kapalı Müslüman kadınların içki ve sigara içmesi tabi ki neredeyse yasak ve çok ahlaksız bir şey. Köpek helal değil ve Müslüman mahallelerinde çok sık görünmüyorlar. Kürtaj burada da yasak. Baleyi yasaklamaya çalışıyorlar. Oylar çalındığı için halk ayaklandığında, polisler aynı derece faşist. Kanıt göstermeden hükümeti eleştirenler içeride, ama sanıyorum ki bizim ülke rekolar kitabına daha önce girecek bu konuda. Ve ülkemizde olan tüm doğa katliamları gibi burada da devletle el ele olan şirketler, para uğruna aynı pislikleri yapıyor. Turist olarak ilk bakışta fark etmiyor insan böyle gülen yüzler arasında, ama sonuçta şeriat var bu ülkede; her ne kadar Çinliler'in ve Hintliler'in inaçlarına saygılı olsalar da durum bu. Fakir gittikçe fakirleşiyor, zengin de gittikçe zenginleşiyor her yerdeki gibi.

Yine de hem kültürel, hem mimari açıdan rengarek bir yer ve doğası çook güzel bir ülke. Bir turist olarak  sizi ellerinden geldiğince rahat ettirmeye çalışıyorlar..




Genel tavsiyeler
  • Görmenizi tavsiye ettiğimiz yerler: kültürü ve doğası için Penang adası ve Georgetown; yağmur ormanı deneyimi için Taman Negara milli parkı; deniz ve kum hastalarına Perhentian adası ve Tioman adası; büyükşehir sevenlere Kuala Lumpur; tarih ve müzeler için Melaka. Bunların dışında Borneo çok övülen bir ada, henüz göremedik ama tavsiye ederiz yine de. :)
  • İşlerinizi halletmek, seyahat planlarınızı yapmak için Tayland'daki gibi tur acentalarına bağlı değilsiniz. Dil problemi olmadığı için kendi biletinizi kendiniz alabilirsiniz terminallerden. Kafanıza göre plan yapıp yola çıkarsanız çok sıkıntı yaşamadan ulaşırsınız varmak istediğiniz yere. Otogarlarda müşteri bekleyen hostel sahipleri zaten istemediğiniz kadar yardımcı oluyor. :) Vaktiniz var ve kendinize güveniyorsanız, birçok aktiviteyi tur şirketlerinden bağımsız olarak yapabilirsiniz.
  • Noodle yemeklerinden Laksa Asam ve tatlılardan Rojak denemeye değer. Hint restoranlarında Roti  adıyla, bizim gözlemeye benzer birşey bulabilir, tuzlu Lassi diyerek de ayran sipariş edebilirsiniz; Malezya'nın en ucuz kahvaltı seçeneklerinden. Damak tadınız maceraperest ise daha birçok seçeneğiniz var.
  • Müzeler genelde oldukça başarılı. Kuala Lumpur ve Melaka'da birkaç müze görmeden geçmeyin. KL Kuş Parkı pek ucuz olmasa da çok eğlenceli. 
  • Çin ve Hint tapınaklarına girip rahat rahat gezebilirsiniz. Fotoğraf çekerken, ibadet eden insanlara saygı göstermeyi unutmayın yeter.  
  • Pirizler üçlü İngiliz usulü.
  • Su mataranız varsa sokaktaki su makinalarından ucuza doldurabilirsiniz, plastik de tüketmemiş olursunuz. :)