Gezmeler Tozmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezmeler Tozmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2015 Cumartesi

Koh Phangan- Agama Yoga


Anlatacağım hikaye, 2012 Ekim’ine ait. Yani fikirler, kafalar değişti elbet. Vereceğim fiyat bilgileri de geçerliliğini korumuyordur herhalde. Global dünyada her şey o kadar hızlı dönüyor ki, yazacağım hostel, restoran ve mekanlar hala duruyor mu bilmiyorum. Artık bakarsınız duruma oralara gidecek olursanız... :)


Bilinmeyen ada arayışı maceralarımızdan sonra, yağmurlu bir gece feribot ile epey uzun bir yol yaparak, yeniden Koh Phangan’a vardık -Erol, Emre ve ben. Daha önce kaldığımız, sakin, keyifli bir sahil olan  Srithanu’ya gittik. Bu sefer deniz kenarında bir oda bulduk, hem de başucu lambası bile vardı odada. (Yollarda floresan tepe lambasından ne kadar çok baymıştım.) Oda nefisti; bambu balkonumuz, denizin üzerineydi. Keyfimiz, elimizi yüzümüzü yıkayana kadar devam etti. Su bildiğin lağım kokuyordu; çok fena olduk o kadar yorgunluğun üzerine, elimizi bile yıkayamadan, bayıldık. Ertesi gün yine aynı sahilde,  Happy Beach adlı mekanda, bol sinekli, ama kötü kokmayan, nispeten temiz akan suyu olan ucuz bir oda tuttuk. Üçümüz de devamlı yer değiştirmekten ve sanırım dar alanlarda çok iç içe olmaktan, zaman zaman birbirimizden baymıştık. Koh Payam’da Emre ve Erol’suz, erksiz yol yapma isteklerimle, kafamda ikisini de bir çok kez terk etmiştim. Klasik insan halleri. Sonunda beni yoga paklar dedim,  daha önce içimde kalmıştı. Bu sefer Agama’ya gitmeye kararlıydım. Birkaç gün bu mekanda kalıp ev aradık.


Phangan Adası'nı ziyaretimiz sırasında kaldığımız Happy Beach Bungalows'un balkonundan kısa bir manzarası.


Sonunda bir ay için 9000 Baht’a adanın içerilerinde,  hindistancevizi ağaçları ile çevrili, iki odalı bir ev tuttuk. Düzen seven bir insan olarak, kendimize ait bir oda, tuvalet ve mutfak, balkonumuza yanaşan ağaçkakanlar, tropikal doğanın mucizeleri ve gecelerimizi şenlendiren acayip şarkılar söyleyen birçok canlı ile uyuyup uyanmak nefis geldi. Daha önce baydığımız Koh Phangan bu sefer bize gülümsedi. Çok keyif ile hatırlıyorum o evde geçirdiğimiz zamanları.


Yağmurdan sonra çıkan ufak bir kurbağa korosu. Koh Phangan. 2012.


O evde tek korktuğum an, bir pazar sabahı, sabahın beşinde yatağımdan beni zıplatan gümbürtülerdi. Meğer  Taylar ve Tay maymunlar birlik olmuş, dev Hindistan cevizi ağaçlarını hasat ediyorlarmış. Taylar, uzun çubuklarla ittire ittire hindistan cevizlerini dürtüyor, o sırada, eğitimli, modern köle maymun, en tepeye hızla çıkıp, hindistan cevizini, güm diye yere atıyordu... 


Epey şaşırtıcı bir görüntüydü. Zaten adada yürürken, umarım kafamıza düşmez bu dev cevizler diye tırstığımız çok olmuştu.



 Maymun fotoları, google'a yüklenmiş, fotolardan.


Bu garip sesli canlı da bir kurbağa, yağmurlarla ortaya çıkan koronun bir parçası. Koh Phangan. 2012
 Ev tuttuktan kısa bir süre sonra Emre, yaklaşık beş ay çalışmaya gideceğimiz çiftliğe gitti. Ben de Agama’nın yirmi dört seviyeli okulunun ilk modülünü bitirdim. Emre gidince, ben motor kullanmaya korktuğum için, okula rahat gidebilmek için boyuma uygun tam bir cüce bisikleti buldum. 12 yaş bisikleti :) 

Her gece okuldan eve gelirken -bazen de sahil barlarından dönüşte- tek başıma, kulağımda yüksek sesli, keyifli müzikler eşliğinde, hiç tecavüz, bilmem ne, sapık bir ülkede yaşama kaygılarında yüzmeden, olması gerektiği gibi, yalnız ve zevkle evime döndüğüm zamanları özlemle anıyorum.


   


 
AGAMA YOGA



Beni bilenler bilir, paranın benim gibi insanlar için yaratıldığını düşünürüm. Altında ezilmeden, kendi kendime bir disiplin oluşturmakta güçlük çekerim. İlla parasını verirsem, düzenli bir şeye devam edebilirim. Öyle kendime düzenli rutinler oluşturamadım gitti. Çevremde olan bir sürü insandan daha önce yogaya başlamış olsam da, düzensizliklerimden, hep aynı yerlerde takılıp kalmışımdır. Şu an çevremde olan hemen hemen her kız arkadaşım, yoga hocası. Siz daha olmamış olamazsınız?! :) Benim ise hiç böyle bir isteğim yok. Onun yerine masaj, permakültür gibi diğer  modern moda akımların içinde debeleniyorum.


Agama daha önce denediğim hiçbir şeye benzemiyor. Aslında Hint ve Tantra öğretilerine dayanan bir eğitim. Türkiye dahil, dünyanın birçok yerinde eğitimlerine katılmak mümkün (http://agamaturkiye.com/). Okula başlamadan önce, ve zaman zaman da eğitim sırasında, bana çok fazla tarikat gibi gelen yanları olmuştur; kendimi öyle kolay kolay teslim edemem ben hiçbir şeye. Gelen öğrencilerin yarı aydınlanmış halleri de, tabi ki, kendi kişisel sorunlarımdan ötürü, gözüme çok battı bazen.  Öyle bir hocaya da tapamadım. Ama bir ay sonunda, teknik beni büyüledi, insanlara takılmamaya başladım. Ve şu an kolumda, az kullansam da nefis bir bilezik var.  Düzenli uyguladığınızda, teknik harika çalışıyor. Hatta bugünlerde ilk kuru yeniden alıp devam etsem mi diye düşünüyorum. Bakalım...



 Tabi Koh Phangan’da bu eğitimi almak kolay, ucuz ve rahat. Zaten kendini okula kaptıranlar, yılın en az altı ayını adada geçiriyorlar. Öğrendiğiniz teknikler –insanın kendi zihniyle uğraşması kolay olmasa da- yapılan uygulamalara benzer insanlarla beraber tropikal bir ada atmosferinde yoğunlaşmak, zorlandığınızda diğer öğrencilerin deneyimleri ve masaj takasları ile beslenmek bakımından daha kolay.  Adadan çıkıp hayata dönünce, birçok teknik gibi, her gün uygulaması çok kolay olmuyor, ya da bahane uydurması daha kolay oluyor diyelim...

Dört haftalık bir eğitimdi. O zamanın parası ile bir aylık kurs için 450 TL vermiştim, ve bence 6000 TL’lik eğitmenlik eğitimlerinden, kişisel olarak daha öğretici olabiliyor. (Bu yorumumda, geçen sene pansiyonda çalışırken gördüğüm, yarı delirmiş, kişisel farkındalığı sıfır, bedenine yakın olsa da, yaşadığı çevre ve doğa ile ilişkisi çok bencilce olan, ya da bana öyle gelen, yoga hocalarından baymalarımım katkısı büyük! :) )




 Epey ağır ve yoğun bir eğitim aslında -bir yılda en fazla iki seviye almanıza izin veriliyor, yirmi dört tane modül var.  Günde dört saat uygulamalı yoga,  patanjali sutraları, akşam iki saat konferans, soru-cevap şeklinde teknik bilgi paylaşımı ve film gösterimleri, çeşit çeşit meditasyon teknikleri, ayurveda ve makrobiyotik beslenmeye giriş, lusid rüya uygulamaları, mensturasyon döngülerini farkında olarak kontrol edebilme eğitimleri, tantraya giriş, yin yogaya benzer asanalarda epey uzun durup zihni eğitme çabaları, çeşitli bedensel ve zihinsel arınma teknikleri (kusmalı, sıçmalı :) ) gibi bir içerik. 


Böyle şeylerle ilgileniyorsanız, gidin derim, çevremdeki yoga hocalarının gösterdiğinden çok daha pratik ve uygulanabilinir kafa ve beden temizliği teknikleri öğrendiğimi gördüm. İlk hafta kendimden geçtim, her gün, bu bugüne kadar kendim için yaptığım en iyi şey dedim. İkinci hafta ufak ufak, zihnim kaçmak istedi, zora gelmek istemedi.  Üçüncü hafta zihnimi de elim gibi kontrol edebileceğim bir hale getirme çabalarım, kendisini delirtti. Ben evde de yaparımlar, bilmem ne uydurmalar. Bu süreçte tüm hocalar, bembeyaz kıyafetleri içinde robot gibi gelmeye başladı bana, ne paronoyalar, ne saçmalıklar yaptım, kendi zihnimde. Bu süreçte, bedenim sıçmalı, kusmalı temizlenme tekniklerinden sonra döküntüler çıkardı, ama tamam dedim,  gözle görünür şekilde çalışıyor. Son hafta, sonunda tamamen teslim oldum, ihtiyacım olan merhemlere ulaştım. Kendi sınırlarımı görmeme, ve onları bir kez daha zorlamama vesile oldu bu okul -yol uzun ve sonsuz gibi sanki, tabi. Şu an oradan çıktığım zamanki konsantrasyonumu ve keskin zihnimi özlüyorum. Ama hala çok kaybolduğumda, her gün uygulamasam da, gerektiğinde imdadıma yetişecek bir çok altın bileziğim var ve hep hayatımı kurtarıyor bu teknik uygulamalar. Yani sadece iki rekat yoga kılınan yerlerden şikayetçiyseniz, bu okulu bir deneyin derim, ayrıca ilk deneme günü ücretsiz. Belki de size göre değildir tabi, bir sürü yol var. Yine de tüm teknikleri uygularsanız, bir ay bedeniniz ve zihninize kıyak yapmış olacağınız kesin.


Tabi ki ne Emre ne Erol hiçbir derse girmedi, ilgilenmedi. Sadece tantra konferansına girdiler. Ama Erol Bey kardeşime çok müteşekkirim. O evdeyken, tüm temizlenme çalışmalarımda, tüm uygulamalarımda, bana kendi alanımı bıraktı, elinden geldiğince beni bana bıraktı ve bana ayrıca bol besin takviyesi yaptı. Heyecanla öğrendiklerimi dinledi, anlamama yardımcı oldu. Güzel günlerdi valla.



Adada yoga okulları genelde Srithanu’da,; geri kalan yerler ıptıslı parti mekanları. Beni bu adada en çok şaşırtan ve üzen şeylerden biri, bu kadar yoga ve kişisel gelişim peşinde olan insanların, her yerdeki sorumsuz davranışlarıydı. Etrafta o kadar çok terk edilmiş kedi ve köpek vardı ki... Okul zamanı ev tutuyorlar, bir süre bakıyorlar, giderken tüm hayvanlar sokağa atılıyor. Bize de bir tatlı yanaştı, adını Yogi koymuştuk. Yani yoga falan yalan, insan her yerde insan...

Genel olarak çok sevgiyle hatırlıyorum, o evi, Agama’yı, Emre ve Erol ile geçirdiğimiz, iyisi ve kötüsü ile, yol kafalarını, tropikal deniz ve iklim hünmelerini, kendimi arama ve anlamlandırma hallerimi.
Kasım sonlarında Erol Koh Tao’ya, ben Emre ile buluşmaya Bangkok’a gittim. Emre’ye ve yeni permakültürel maceralara olan yolculuğum, yine güzel gün batışları ile renklendi. 

Bangkok’ta vizemizi uzatıp, Emre'nin doğum gününü kutlayıp, beş ay kalacağımız, Rak Tamachat adlı çiftliğe vardık.







12 Ocak 2014 Pazar

Geç Kalınmış Cennet Yollarında: Tayland'ın Batı Kıyısı Adaları


2012 yılının Ekim ayı başlarında yeniden Tayland'a uçtuk Erol ve Emre ile. Çalışmak üzere anlaşmış olduğumuz bir çiftlik vardı, Endonezya vizesini artık sündüremiyorduk, Bali'den uçarak, normalde yolumuzu pek düşürmek istemeyeceğimiz Phuket'e vardık. Çiftlik zamanı gelinceye kadar çeşitli tropikal adalarda kendimize keyifli alanlar yaratmaya çalıştık.
Phuket


Phuket kasabasında bir gece, Kata Beach'te iki gün kalıp kaçtık. Standartlarımız Gili adalarından sonra çoook fazla yükseldiği için Phuket bana korkunç  göründü. Ruslar, kötü müzik, acayip pahalı mekanlar, dünya otel olsun yarışması falan işte klasik. Yine de kendi keyif köşelerimizde şahane günler batırdık...





Phuket Town'da kaldığımız otel odasının yanıbaşındaki elektrik trafosunun çığlıkları.



Koh Pi Pi
Phuket'ten kaçıp, biraz da düşük sezon olmasına güvenerek, buralara gelmişken bir Koh Pi Pi görsek deyip bu fantastik adaya gittik. Sanıyorum üç gün kaldık ve maalesef yol boyunca verdiğimiz en kötü kararlardan biri Koh Pi Pi'ye varmakmış. O kadar özel bir yerin dönüştüğü hal çok çok üzücü. Tsunaminin kustuklarını fırsat bilip tüm sahili yapılaştırmışlar, üstüne Leonardo'nun Beach filmi tuz biber olmuş. Günümüzde içkici ergen bebelerin rezil halde takılmaya geldiği, adanın, altyapı sorunları başta olmak üzere, hiç bir şeyi ve kimseyi artık pek kaldırmak istemediği, lağım kokan, denizde balıktan çok şnorkelli insan gördüğün bir yer halini almış. Yan yana sahilde dizilmiş barlar, kötü müzik, vs. Üstelik pahalı. Üçümüz de hasta olduk bu adada. Fotoğraflara kanmayın, kalabalık sevmiyorsanız gitmeyin Koh Pi Pi'ye... :)



Kova içinde rom, enerji içeceği ve gazoz üçlemesi, en hızlı, en ucuz ve en rezil şekilde kafayı bulmanın en kolay yolu...

 Ateş şovları, tıpkı içki gibi her gece ortamlara akıyor Koh Pi Pi'de...


Koh Pi Pi sonrası koşarak Krabi'ye gittik, ve uzun zamandır aradığımız keyif köşelerinden birini yeniden bulduk.
Ton Sai


Ton Sai'ye karayolu yok, Krabi'den tekne ile ulaşılıyor. Kaya tırmanışçılarının gözde mekanlarından biri. Denizi çok sığ, ama görsel olarak kartpostal manzaraları ve şahane gün batışları ile karşılıyor gelenleri. Bu koyda elektrik yok, etrafı ormanlar ile çevrili, muhteşem maymunlar sizi selamlıyor hep...




Mekanda polis olmadığı için çook rahat ve keyifli bir yer. Gerçi Uzakdoğu'da her şey o kadar hızlı değişiyor ki, ben bu satırları bir yıl geriden yazarken, şu an oraya da oteller yapılmış olabilir. Ama yapılmadıysa konaklama çok ucuz. Biz üç kişi, basit bir bungalovda 100 Baht'a kaldık, sanırım Tayland'da kaldığımız en ucuz mekan burasıydı (bugünün kuruyla 6.62 TL). Deniz kenarında keyifli küçük bir bar var, gece jenaratörler ile canlı müzik yapılıyor. Barın sahibi de tam bir film karakteri.. Ton ton Tay karakterlerinden. :)


Ton Sai, sahil barı. :)


Kaya tırmanışçıları tüm gün tırmanış yaparken sahil size kalıyor, sakin ve keyifli bir yer... Ay varken, denizin gelgitli şovlarını izlemek şahane.

Ton Sai'de yüzülemediği için, kayalardan tırmanarak, yan sahil olan Rai Ley'e yürüdük bir gün. Şelale yollarında çamurlardan kaya kaya, Erol'un ayak parmağını kırmasıyla sonuçlanan geziler yaptık...



Koh Payam

Yerimizde duramadık biz pek. Neler kaçırıyor olabiliriz merakı ile Emre, Erol ve ben Koh Phangan'daki evimize varmadan önce, birlikte son olarak bu adaya gittik... Yine sezon dışı olduğundan ada bomboştu. Adada hiç araba yok; bol bol kum, yağmur keyfi ve sakinlik iyi geldi, güzel sohbetler ettik. Rüzgar denize bol bol çöp kusturuyordu yine.. Yine de Mars'ta günleri batırdık, güzel motor keyifleri yaptık... :)





İşte böyle, 2012'in Ekim ayına saygılar ile... Sırada Agama Yoga ve yaklaşık 5 ayımızı geçirdiğimiz Rak Tamachat, Kamboçya ve Laos anıları var. Umuyorum tüm bunları ben bu hızla 2015'e yetiştiririm.
:)




7 Mart 2013 Perşembe

Lombok: Gili Adaları..

Foto: Hz. Google

Bali'ye gelene kadar varlığını bile bilmediğim bir yerdi Lombok adası. Yolda olmanın en sevdiğim yanlarından biri, harita üstünden tıpır tıpır, daha önce pek duymadığın, bilmediğin diyarlara yandan yandan yolunun düşmesi..

Ne yazık ki, Lombok için Erol ve Emre ile yola çıktığımızda, Endonezya vizemizin son 8 günündeydik; toplam dört ay geçirdiğimiz Endonezya'da vize sorunu olmasa daha kalır, tıngır tıngır Papua'ya kadar giderdik herhalde. Belki de gitmezdik ama hala gitmek istediğim bir rota olarak içimde çok kaldı bu yol.  Yol güzergahını bir iklim, bir de vize durumu yönlendiriyor; bizden bağımsızlarmış gibi bizi oradan oraya savurup, duruyorlar. Maddi varlığımızın yarısından fazlasını yol ve vize parasına veren insanlarız. Normal dünya vatandaşı olarak elini kolunu sallayarak sınırsız yol yapmanın kısmet olduğu günler ne zaman gelecekse, o zaman yeniden yolcu olmayı çok istiyorum..

80 günde devr-i alem olmuyor yani bize; 8 güne Lombok'un Kuta'sını, yanar dağlarını ve acayip ormanlarını sığdıramıyor insan. O yüzden  biz seçimimizi Gili adalarından yana kullandık. Çok vaktimiz varmış gibi üstüne Air Asia uçuş tarihlerimizi değiştirdi, sonunda 6 güne sadece Gili Trawangan ve Gili Meno adalarını sığdırabildik. 

Padang Bai - Lombok yolu

Müzik dinlemeli feribot.
İyi ki Ipod gibi icatlar var, eskisi gibi kaset ya da cd dolu çantalarla uzun süreli yol nasıl olurmuş?:)

Lombok'a gitmek için Padang Bai'den yavaş feribota bindik. Yavaş feribot şu demek: normal tıngır mıngır gidiyorsun ve ulaşım seçenekleriniz içinde en ucuz olanı. Koltuk olsa da yerde yatmayı seven yerel halk, her kadının kucağında birden çok çocuk, feribotta zorlamaktan vazgeçmeyen yerel satıcılar, Endonezya'nın çöpü, pisliği, yenilen ve içilen her şeyin denize atılması zorunluluğu varmış gibi bir yolculuk.. Ama Bali'de hayat her yerdeki gibi parana göre değişiyor; hiç zamanı olmayan, normal insanlar gibi çalışıp, çok az tatil süresinde de yolculuk eden ya da devamlı sadece çeşitli fotoğraflar çektirmek için yolculuk eden benim söylendiğim tür turist kitlesindenseniz, Bali'den uçak ya da Padang Bai'den hızlı bot ile 1-2 saat içinde varırsınız Lombok'a. İki katı gibi bir fiyat ödersiniz, ama kesin daha rahat gidersiniz. Bizim yolumuz 4,5-5 saat sürdü, kişi başı 70.000 rupi verdik. İlk geceyi Sengigi diye alakasız bir yerde, turist popülasyonunun 5 katına göre tasarlanmış otel, restoran, rezalet müzikler çalan bar görüntüleri ve bu kadar mekan olduğu için çoğunluğu sinek avlayan fakir yerel halk manzaraları ile geçirdik.

Foto: Hz. Google

Ertesi sabah klasik ısrar, pazarlıklar kaosu içinde Gili adalarına giden teknelerin olduğu sahile doğru yollandık erkenden. Yoldan insan ve çevre manzaraları şöyle: Bali'den sonra yeniden Müslüman çoğunluğu olan bir adadaydık. Lombok'un yerel halkına Sasak deniyor, ırk ve dil olarak Balili gibi olan bu etnik gurup, din olarak çoğunlukla Müslüman. (http://en.wikipedia.org/wiki/Sasak_people) Malezya ve Endonezya'nın çoğu köşesi gibi tüm ormanlar kesilmiş, yerine tek tip ekim biçiminde palmiye ağaçları ekilmiş, bakıp bakıp küfrediyoruz. Bemo ile giderken arkadan motoru ile yanaşıp, yolda giderken bize ot ve çeşitli uyuşturucular satmaya çalışan motorlu torbacılar, önümüzdeki tüm Lombok zamanımızı ve hatta Bali'ye dönüşümüzü ve mümkünse geri kalan hayatımızı kendilerine satmamızı isteyen turcular.. Bangsal'dan, çöp dolu bir sahilden, dev davgalar arasında kişi başı 10.000 rupi vererek, ıslana ıslana, biraz da mide bulanma efektleri ile Gili Trawangan'a varıyoruz.

Gili Trawangan

Trawangan, yanardağı manzaralı gün batışı şölenleri

Bu adaya indiğimizde sonunda uzun zamandır görmeyi istediğimiz, inanılmaz mavi ve turkuaz tonlarında bir deniz manzarası ile kıyıya vardık. Etraf, renkler nefis görünüyordu. Oda bulmak, aramak yerine, deniz keyfi, yemek, bira şeklinde günü batırdık. Erol tamamen deniz canlısına dönüştü bu adalarda. Ona görünmeyi seven deniz kaplumbağaları, peşinden gidince bize de göründü. :)

Gili Trawangan 



Trawangan, yanardağı manzaralı gün batışı şölenleri..

 Sahilde takılırken, Erol'un Hindistan'dan arkadaşı Susanna bir anda karşımıza çıktı, güzel oldu. İki kişilik odada, ayak ucumuzda minik Erol şeklinde toplam 150.000 rupiye temizce bir odada kalıp, akşam mahallenin havalı pizzacısında, hayatımda yediğim en güzel pizzalardan birisine acayip paralar bayılarak hep beraber keyif yaptık. İlk günden sonra Trawangan'ın gece marketinde çok ucuza şahane yemekler yedik. Yogyakarta sonrası ilk kez güzel Jackfruit yemeği karşıma bu adada çıktı.

Trawangan denizine karşı, yanardağı manzarasına bakarak gün batırmak..

Gili Meno, tropikal meyve yemek isteyen?



Trawangan, günümüzde aşırı güzel, manken gibi ergen kızların, ayı gibi kaslı öküz ergen erkeklerin, tangalı kızlarla, baş örtülü kadınların aynı anda sahilde olduğu, yerel insanların koyu Müslüman olmasına rağmen gözleri ve bakışları ile rahatsız etmediği, sahil kıyısında gümbür gümbür kötü müzikler çalan, havuzlu, kopyala yapıştır tarzı konaklama mekanlarının sahil kıyısını ele geçirdiği, anormal akıntılı denizine şnorkel ile girince, dizine gelen suda inanılmaz mercan, balık ve canlı çeşidinin olduğu, akşamları kesin olarak muhteşem gün batışları göreceğiniz bir yer. Günümüzde hippilerin değil, zengin ergenlerin, balayı için gelenlerin, hatun avına çıkmış adamların mekanı. Belli ki adada zamanında çok acayip kafalar yapılmış, sonra boku çıkınca uzamış ekip. Zamanında buralarda takılmak vardı..

Uzakdoğu'nun en iyi reggae barı diye geçen Same Same'de (sağolsun Lonely Planet) bira içip, pop rock dinleyip, resmen dansa davet oynama kafasında ergenler içinde bayıp, kendimizi biraz içi buruk sahile attığımız ilk gece, deniz kenarında fosforlu mavi parlayan, eline alınca ışık gibi uzun süre yanan muhteşem planktonlar olmasaydı, Trawangan geceleri için çok keyifli sözler söylemek zor olurdu. Trawangan anılarımıza Erol'un uzun saçlarından nedense çok etkilenen torbacıların '' Long hair - long life,  long banana - happy wife'' iiuuw geyiği damgalandı.

Gili Meno




Meno nefis bir yer. Orası öyle kalırsa taşınılabilir. Bugüne kadar gittiğimiz tropikal adalar içinde en güzeliydi sanırım. Yol için tek atış tropikal ada arayışlarındaysanız, Ruslar basmadan hemen Gili Meno'ya gidin, Phuket, Koh Pi Pi gibi rezaletleşmiş yerlerden kurtulmuş, az üzülmüş olursunuz. Gili Meno balayı adası diye geçiyor, sahilde çift çift denize karşı klasik pozlar veren sevgililer, yeni evlilerden biraz bayıyorsun anında. Trawangan'dan sonra ıssız, sakin, denizi mükemmel. Mercanlar, acayip balıklar, ve Erol sayesinde ilk kez tanıştığım, mercan parçalayan dev deniz kaplumbağaları ile muhteşem bir yer gerçekten.

Foto: Hz Google

Gili Meno'da kum olmak, deniz olmak

 Denizden çıkınca, sahilde meyve ve hindistan cevizi suyu satan rengarek kadınlar ile çevriliyorsun, hepsi bir anda adını öğrenip, her gün kendilerden alış veriş yapman için peşini bırakmıyor:)

Gili Meno sahillerinin esas sahipleri

 Yine de Trawangan'a göre, daha az satıcı, ısrar kıyamet var. Yemek konusunda Trawangan daha ucuza, daha çok çeşit sunuyor. Meno'da harika kumlu sokaklardan içerilere dalınca, yine bu adalarda bulabildiğimiz en ucuz konaklama fiyatı olan 150.000 rupiye üç kişilik keyifli bir oda tuttuk. Sahilde 250.000 rupiden aşağı pek mekan bulamazsınız. Sahilde reggae barı kılıklı komik ama keyifli bir yerde patlak hoparlörlerle Bob Marley Legend albümünü her gün bir kaç kere dinleyip, arkasından Shpongle, arkasından müşteri yokmuş gibi müziği bir anda kapatıp gitar çalan kopuk film karakterleri İbrahim, Cherry ve Ares'le çok güldük. Kendilerinin fotoğraflarını çekmemiş olduğuma çok üzülüyorum, acayip karakterlerdi..

Cidomo, Gili Trawangan

Tüm Gili adaları, etrafını yürüyerek gezebileceğiniz büyüklükte. Çok şükür araba, motor gibi ulaşım araçları yok adalarda. Cidomo denilen at arabalı ulaşım araçları var. Ama ada o kadar küçük ki, bir ulaşım aracına gerek de yok aslında; kumdan sokaklar içinde, tüm adanın etrafını yalın ayak, kıyıya vurmuş mercanlar içinden geçerek yürüyebilirsiniz. Hiçbir Gili adasında polis yok, o yüzden rahat ve keyifliler. Gili Trawangan, uyuşturucu ve parti adası olarak biliniyor. Gili Meno balayı adası, Gili Air'de ise ne ararsan var diye geçiyor. Gili Air'e yolumuz düşmedi maalesef.

Gili Meno, Erol'u..

Tüm Gili adalarının denizi muhteşem ve akıntısı bol olduğu için, birinden birine yüzmen imkansız, denizde düz yüzemiyorsun, hatta hiç yüzmüyorsun. Denize girip kendini akıntı yönüne bırakıyorsun, o seni sürükleyip, şnorkel ile kaydıraktan kayar gibi hızla akarken, gördüğün muhteşem canlı çeşitliliği ile seni büyülüyerek kıyıya bırakıyor zaten. Açılmak falan söz konusu değil. Tüm Gili adalarının birbirine bakan yüzü daha az rüzgarlı, denizleri daha keyifli, arka kısmı anormal rüzgarlı; resmen bitki örtüsü değişiyor bu kısımda. O yüzden Gili'lerin arka kısmında pek konaklama seçeneği olmuyor ve tüm Gili'lerin şovlu gün batışı bu kısımda yer alıyor.

Tüm Gili'lerde yemek, su, aklınıza gelebilecek her şey tekneler ile getiriliyor. Dolayısı ile pahalılar. Adalarda tatlı su yok. Musluğu açtığınızda tuzlu su akıyor. Eğer musluklarından tatlı su akan bir otel istiyorsanız fiyatlar katlanıyor zaten. Bunun sebebi, su kuyularından zamanında umarsızca tatlı su pompalanmış olması. Gililer gibi sığ mercan adalarında çok narin bir tatlı su dengesi vardır ve eğer çok fazla su pompalarsanız, yeraltı su havzasının basıncını azaltır, dışarıdan içeriye tuzlu deniz suyu girmesine sebep olursunuz. Böylece bir daha geriye dönüşü olmayan şekilde tüm tatlı su kaynağı bir anda tükenir. Çok klasik bir permakültür örneği. Yapılabilinecek en iyi şey, bol bol yağmur suyu depolamak, bunun da tek bir örneğini görmedik. Ayrıca tüm Güneydoğu Asya'da olduğu gibi bu adada da günısı sistemi ile su ısıtmak yerine elektrikli şofben kullanılıyor, bu elektrik de tabii ki jenaratörler ile üretiliyor, yetmezmiş gibi manyakça klima kullanılıyor. Tüm tuvalet atıkları denize bırakılıyor, ama bir yandan da şnorkel ile mis gibi deniz canlılarına bakıyorsun gündüz suda. Dolayısıyla tuvalete her girdiğinde, mercan ölümlerine bokun ile katkıda bulunduğunu unutamıyorsun.

Gili Meno, beni..

6 günlük nefis deniz, kum, gün batışı olma hallerimizden sonra Padang Bai'ye dönüp 35.000 rupiye inanılmaz bir balık ve bira keyfinden sonra, Eylül başında Tayland'a geri uçtuk. Uçmadan Endonezya'nın bilmediğimiz çıkış parası terörüne cebimizdeki son kuruşlara kadar da verdik. Aman aklınızda bulunsun, Endonezya havaalanlarında (en azından Bali'de) epey şaşırtıcı bir çıkış vergisi var. Böylece 4 aylık Endonezya maceramız son buldu.. Gili adaları gibi bir deniz keyfi bir daha karşımıza çıkmadı bu süreçte.. Dilerim zaten bozulmakta olan bu adalar Koh Pi Pi olmadan, en azından şimdilerde olduğu gibi kalır..