Chiang Mai etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chiang Mai etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2012 Pazar

Tayland için Ortaya Karışık Yol Önerileri



   Herkesin yolu bambaşka olsa da, Tayland için bir kaç öneri ve görüş paylaşmak istedim.. Ama tabi ki benim yorumlarım, bu ülkenin güzelliğini anlatmakta yetersiz kalacaktır.

 Ulaşım

 Her şeyden önce uçak yolculuğu ile başlarsak, 3  - 5 ay öncesinden Gulf Air, Qatar Air gibi şirketlerden bilet alarak makul fiyata yolunuzu bulabilirsiniz. Biz kişi başı, tek gidiş 350 Euro’ya geldik. Gidiş-dönüş almak her zaman daha ucuza geliyor. Finlandiya hava yolların ile daha da ucuza gelmiş olan arkadaşlarım var.

Buraları Avrupalılar öyle bir ele geçirmiş ki, Taylar kadar onlar da Türk görmeye hiç alışık değil.

İnsanların söylediklerini takmayın. Her yer ve şehir görülesi.. Bize bir çok kişi Tayland’ın çok sıkıcı bir yer olduğunu, mutlaka Hindistan'a gitmemiz gerektiğini söyleyip durdu. Ne demek istediklerini ara ara turizm şirketi üyesi gibi olmaktan sıkıldığım zaman anladığımı düşündüm. Gittiğiniz yerlerde yerelden çok turist olduğu için bazen ülkenin ruhu size varamıyor sanki. Ama zaten dünyanın her yerini görmeyi istediğimizden, bize hiç sıkıcı gelmedi Tayland. Hatta tropikal iklimin sağladığı sabit ısı sayesinde canlılığın coştuğu doğası ile kendimizden  geçtik hep. Ayrıca turizm sayesinde kalkınmış olan bu ülkede, bazı insanlar ayda 5000 Baht gibi (200 dolara yakın) bir para ile yaşarken bile çok fazla sefalet görmemek, bok içinde olmamak, her zaman rahaaat ve güvende olmak, çok da fena bir şey sayılmaz. Hindistan'a gitmesem de, orası da, Tayland da uzun zamandır yabancı turistlerin işgali altında; turizmin ve küreselleşmenin aynılaştırdığı yerlerden kaçmak istiyorsanız hiç şansınız yok sanki. :)  Ama Tayland’da, Hindistan'a kıyasla daha az bok göreceğiniz kesin. Uzun uzun pislik tasvirleri dinlediğim herkesin anlat anlat bitiremediği Hindistan'a varıp bok içinde çiçek gibi açarsam bir gün, o zaman sıkıcı bulurum ben de Taylandı belki; bilemem şimdiden.. Kısacası macera arıyorsanız her köşesi ucuz varoluş şekilleri ile ele geçirilmiş bu ülkeler dışında Madagaskar, Papua Yeni Gine, Afrika, Moğolistan gibi, ya da yerse Afganistan, İran ya da Antarktika gibi, hippi akımlarının ve zengin iş adamlarının daha az ele geçidiği yerleri deneyin derim. :) 

Asya ve Uzakdoğu ülkelerinin en iyi kısmı, Türkler olarak potansiyel terörist gibi görülmemek. Hayatımda ilk kez, uçağa binerken ve gümrük kontrollerinde üstümün aranmaması, ayakkabılarımı çıkartmak zorunda kalmamam, anormal bir vize parası vermemek, ve kapıdan 1 aylık vizeyi hoop diye alıp elini kolunu sallayarak sınırdan geçmek gerçekten çok keyifli. İnsan gibi hissediyorsunuz kendinizi..

Ulaşımdan devam edersek, Tuktuk’a binmek eğlenceli olsa da, taksiler çok daha ucuz. Mutlaka taksimetreyi açtırın. Ayrıca ünlü tapınaklar ya da Khao San gibi herkesin ismini bildiği yerlerden başka bir yere gitmek istiyorsanız Allah kolaylık versin. Taksi ve otobüs şoförleriyle anlaşmak ayrı bir macera çünkü. Kaldığınız hostellerin adresini İngilizce bilen birine Tay dilinde yazdırıp, bu notu yanınızda taşımanız çok faydalı olur. Tayland’da, eğer kullanmayı biliyorsanız en rahat ve ucuz ulaşım aracı motorsiklet. Ve her tür turdan kaçış biletiniz de motor. Kimi şehirlerde bisiklet kiralamak da keyifli oluyor. Otostop çekmek ise oldukça güvenli.

Tuktuklar

Sağlıklı olmak

Öyle aman çok hasta olursunuz gibi daraltan insanları da dinlemeyin. Her gezi kitabında yazan yok 'buzlu içecekler tüketmeyin', yok 'açık su içmeyin' gibi yazıları ve sıtma senaryolarını pek takmadık biz, hiç bir şey de olmadı. Şimdilik. :) Türk'üz sonuçta, bağışıklık sistemimiz gayet sağlam. Ne olur, ne olmaz diye Hepatit A-B aşılarının ilkini olmuştuk ülkemizde. İkincileri de Chiang Mai’de olduk. Sağlık sektörü gayet iyi çalışıyor. Özellikle dişçiler iyi ve ucuz olduğundan, dünyanın her yerinden Tayland’a dişlerini yaptırmaya geliyor millet. Yabancılarla ilgilenen hastanelerde iletişim sorunu da yok. Hatta kanser tedavisini Bangkok'ta görmeyi tercih eden ve hastalığını yenen bir İtalyan'la bile tanıştık.  Sivrisineklerden kaçış yok, eğer kimyasal sinek kovucular kullanmıyorsunuz. Ki kimyasal ilaçlar (deet) insan sağlığı için daha kötü. Benim başıma gelen sağlıkla ilgili tek sıkıntı ayak mantarı oldu. En çok rastlanan sorunlardan biriymiş. Her zaman ıslaksınız çünkü. Ve halk mekanlarında ayakkabılarınızı çıkartıp alakasız terlikler giymek zorunda  kalabiliyorsunuz. Mantarı kurutmak bu nemli ülkede oldukça uzun sürüyor ama her tür ilacı bulmanız da mümkün.

 İklim

Ben sıcağa dayanıklılığı çok az olan bir insan olarak, fenalıklar geçireceğimi, koşarak Nepal’e gitmem gerekeceğini düşünüyordum. Fakat Bangkok dışında sıcaktan ağlayasım gelmedi hiç. Yani hava hep sıcak ya da çook sıcak arası bir yerlerde, ama alışılıyor sanırım. Çoğu yer Alanya, Antalya kadar korkunç değil. Her yerde, yerel halkın kullandığı otobüslerde bile vantilatörler var. Geceleri de sıcaktan uyuyamadığım olmadı pek.  Eğer sıcak sizi yeterice yormuyorsa Malezya'yı deneyin. :) Bu iklimde esas sorun klimalı bazı otobüsler ve taksiler. Gerçekten buzdolabı gibiler. Yolculuk sırasında yanınızda şal gibi bir şey taşımanızı tavsiye ederim. Bir anda şok etkisi yapıyor çünkü bedende. Kuzeyler, özellikle de Pai, geceleri oldukça soğuk, patik bile giydim yani. (Gittiğiniz yerin denizden yüksekliği, yani rakım, gece ve gündüz arasındaki farkı epey değiştiriyor.)

Bütçe

Bütçeye gelirsek. En ucuz konaklama, en ucuz yemek ve su gibi harcamalarda kişi başı minimum günlük gider ortalama 500 Baht - 30 TL. Daha da düşürmek kişiye bağlı (Budist tapınaklarda para vermeden yaşayan, otostopla seyahat eden insanlarla karşılaştık). Kuzeylerde 100-200 Baht'a içinde duşu ve tuvaleti olmayan odalarda kalmak mümkünken, güneylerde yükseliyor fiyat. Eğer konaklama için günlük 400 Baht veya daha fazla ayırabiliyorsanız krallar gibi yaşarsıız.
(Konaklama: 100-500 Baht, Kahve: 30-80 Baht, Bira:40-100 Baht, Su:5-20 Baht, Yemek: 50-350 Baht, Çamaşır yıkatma: 30-50 baht)
Her şehirde bankamatik bulmanız mümkün. Ama kredi kartı pek geçmiyor. Yani biz hiç pahalı otellerde  falan kalmadık, ama normal şehir hayatında pek geçmiyor. Bankamatikten 500 Baht da, 5000 Baht da çekseniz bankalar 150 baht komisyon alıyor. Bu güzel bir yemeğin parası demek. O yüzden hep büyük miktarda para çekmekte fayda var.

Her türlü harcamada üst limit tabi ki yok, ne kadar harcamak isterseniz o kadar harcayabilirsiniz. 

Güvenli, rahat ve arızasız bir ülkede olmak..

Her hangi bir hırsızlık durumu hiç görmedik. Karma’ya inandıklarından  belki. Kendimizi hiç bir şehirde güvensiz hissetmedik.     Zaman zaman yemek yediğimiz yerlerde, ve kaldığımız yerlerde ödememiz gerken parayı ödemek için adamaların peşinde koşmamız bile gerekti.. Güneylerde insanlar daha güvensiz turistlere karşı tabi ki, daha paragözler ve motor kiralarken daha dikkatli olmak gerekiyor. Başınıza ne gelirse gelsin size sahip çıkarlar; turistsiniz ve rahat ettirmek istiyorlar sizi. 

WIFI her yerde. Eğer freelance bir işiniz var ise, Tayland nefis bir yer çalışmak için bence. O kadar keyifli mekanlar var ki, oturup günlerce yazı, çeviri yapılabilinir.  Yanınızda bir bilgisayar yoksa bile bir  her yerde net cafe var.


Yemek Halleri




Sokaklarda yemek yemek hep daha ucuz. Ama ben kalabalık, ağır balık sosu kokusu  ve hayvan derileri arasında durmakta zorlanıyorum. Eğer et sever bir insansanız çok rahat edersiniz. Aslında eskiden vejetaryan yemeklerin ağırlıklı olduğu bu ülkede, günümüzde güzel sebze yemekleri bulmak genelde turistik şehirlerdeki havalı vejetaryan lokantalarında mümkün ve daha pahalılar. Ziyaretçiler dizisindeki gibi sürekli barış için geldiğini söyleyerek gülen ve acayip sürüngenler yiyen karakterlere benzettiğim çok oldu Tay halkını. Şeker komasına girmemelerini ve Gut olmamalarını Tay masajınaa bağladım ben ama bilemiyorum tabi işin sırrını.
Budist bir ülkede daha az et tüketileceğini düşünüyordum. Oysa alakası yok ve kimse öldürülen hayvanlardan kendini sorumlu tutmuyor. Mesela üst mertebeli bir rahip, bir altındaki çömezinden hayvan kesmesini istiyor. Kesen o olmadığı için kendini suçlu hissetmiyor. Kesen de emir yüksek yerden geldiği için kendini suçlu hissetmiyor.  Kimse kendi karmasını kirletmeden et yiyor böylece:)

 Ülkemizde sık sık Tay yemeği yiyen ve seven bir insan olarak, Tayland’da yemek durumları beni çok zorladı. Pad Thai, her zaman kurtuluşum oldu. Papaya salatası

(Som Tam), Gündüz sefası (morning glory), zencefilli mantarlı tofu, Tom Yum çorbası ve hazır paketlerde satıldığını duyunca çok üzüldüğüm güzel körilerden yapılan envai çeşit yemekler ve meyvalar dışında genel olarak baydım yemeklerden.  Crysanthemum-Kasımpatı suyu da, passion fruit (çarkıfelek meyvesi) suyundan sonra favori içeceğim. Her yemeğin içindeki kişniş, balık sosu, MSG denilen katkı malzemesi ve anormal miktarda şekerden pek kaçış yok.
Normal batı mutfağı ürünleri, pahalı olmakla beraber kolayca bulunabilir tabi ki bu gloabal hayatta. Ama buğdayın ve patatesin üretilmediği, süt ürünlerinin tüketilmediği bu ülkede yediğiniz tüm bu ürünler ekstra katkı malzemeli olarak içinize de işler, cebinize de dokunur, ekolojik ayakizinizi de büyütmeye devam eder.






Plastik kullanımının fazlalığı gerçekten çok rahatsız edici. Aldığınız her şeyin içinden ayrıca ambalajlanmış ekstra plastik paketler çıkıyor. Deliriyorum bazen. Ama Tayland’ın en iyi yanı, pet şişesiz yaşayabilmeniz. Bir su mataranız varsa, 1-5 baht karşılığında marketlerdeki su makinelerinden içme suyunuzu doldurabilirsiniz. Mis.. Su demişken, nasıl bizim ülkemizde tüm sinema, restorant ve bazı marketleri Damla suyu ele geçirmiş ise, burada da aynen Coca Cola yapımı su rezaleti var. Yeşilimsi sarı kapaklı bu marka suyu almayın mümkünse..

Lonely Planet gibi gezi kitaplarını taşımanız gerekmeyen ülkelerden birisi sanırım Tayland. Adımınızı attığınız anda her  şehirde, bedava bir sürü harita tutuşturuyorlar elinize. Kalma sorunu hiç yok. Her bütçeye göre bir şeyler bulmanız mümkün. En iyi rehberiniz her zaman diğer gezginler. Bangkok biraz karışık ama orada da yolunuzu bulursunuz. Gerisi çok rahattan da rahat, bir garip. Bangkok’u görmeden Tayland'ı görmüş sayılmazsınız bence bu arada. Biz turlara hem maddi açıdan, hem de kalabalık fobimiz yüzünden pek katılmadık. Ama adımınızı attığınız anda orada geçireceğiniz bir kaç ayı birden programlamaya çalışan Taylar, çok az vaktiniz var ve turlarla kendinizi daha güvende hissediyorsanız,  sizi rahat ettireceklerdir.

Kadın olmak ve çocuk ile seyahat

Kadın olarak dünyada tek başınıza gezebileceğiniz en rahat yerlerden biri bu ülke. Zaman zaman kolsuz gezerken özellikle bakan bir sürü adam olsa da, hiç birinin yüzünden ve gözünden akan hastalıklı fantaziler okumadım. Merak ediyorlar sadece seni, ama rahatsız etmiyorlar hiç. Yaşlı turistler kesinlikle daha rahatsız edici. Çocuğunuz varsa yine çok rahat edersiniz bu diyarda. Çocuklu gezgin arkadaşlarımızla deneyimlediğimiz üzere, Tay’lar aceleci hippi turistlerden çok hoşlanmasa da, evli ve çocuklu faranglar için durum değişiyor. Özellikle beyaz ırkın çocukları onlara çok değişik geldiğinden (ve evli ve çocuklu insanlar, yalnız gezen serserilerden daha güven verici olduğundan), çocuğunuzun ve sizin karnınızın tok olması, ulaşım ve konaklama gibi dertlerinizin çözülmesi için paranız yoksa bile  ellerinden geleni yapıyorlar. Bazen kendi evlerini bile açıyorlar. Çocuğu ile gezen o kadar çok yalnız anne gördük ki anlatamam.

Kültürel olarak tutucu bir toplum, özellilkle kendi kadınlarına karşı. Diğer yandan ladyboy ve fahişelik çok normal bir şeymiş gibi. Bu çelişkili durum sık sık bizim homofobik ülkemizde Bülent Ersoy ve Fatih Ürek gibi karakterlerin halk arasında neredeyse kahraman olmaları gibi ilginç geldi bana çok.
Tapınaklara kolsuz veya şort ile girmeyin. Gerçekten çok rahatsız oluyorlar. Gittiğiniz ülkenin kültürüne ve geleneklerine saygı duymak çok zor olmamalı. 

Fotoğraf çekerken de her yerde önce izin isteyin.


Turizm Çılgınlığı

Turist görmeden vakit geçirmeniz imkansız Tayland’da. Özellikle ortalarda ayı gibi gezen içkici Almanlar, ve Tay kadınları ile beraber olan Avrupalı zengin yaşlı herifler her yerde. Biz Emre ile evimizi kapatıp gezgin olduk diye içten içe bir havamız var sanıyorduk. Sanırım Avrupa’da 18-35 yaşları arası insanlar pek çalışmıyor ve okumak zorunda değiller. Çünkü bir kaç yıldır yolda olan, 18-20 yaşlarında bir çok insan ile tanıştık.  Özellikle eko turizm ve her tür ekolojik hal ve durum - içi zaman zaman boş olsa da - çok moda. Ama çok değişik bilgiler öğrenmek mümkün bu moda akımının içinde. Gezdikçe  tanıştığımız onca insana kıyasla pek havamız kalmadı yani, evsiz gezmek en normal şey sanki Avrupa ortamlarında. :)

Alışveriş-Pazarlık




Eğer üstünde fiyat yazmıyorsa her yerde pazarlık yapabilirsiniz. Ama almak istediğiniz şey genelde zaten çok ucuz oluyor. 3-5 TL için pazarlık yapasım gelmiyor benim hiç. Mısır’da görmüştüm, Türk parası ile 1 TL’ye bile denk gelmeyecek ürünler için pazarlık yapabiliyor insanlar, bana garip geliyor. Ama pazarlıkla bir fiyatta anlaşırsanız, o ürünü almamanız çok ayıp oluyor ve hiç sinirlenmeyen bir halkın, ne kadar bozulduğunu görüyorsunuz. 


Ben genel olarak pek alışveriş yapmadım çünkü bizim ülkede yeterince Tay ve Hint ürünü var sanırım, buralarda çook ucuz olsa da her şey, ben baymışım. Ama Bangkok'ta Chatuchak (JJ) haftasonu marketi ve Chiang Mai gece pazarını görün derim.


Adım başı Buda figürü satılıyor. Ama her figürün anlamı başka. Size uğur getirsin diye aldığınız bir figür, Thaibox’da dayak yememek için tasarlanmış olabilir. :) Doğduğunuz günlere göre değişiyor anlamları. Sizi koruyan Buda’yı arıyorsanız eğer, haftanın hangi günü doğduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Tapınaklarda dua ederken yaktığınız tütsüleri de doğduğunuz güne göre seçiyorsunuz. 



Buda Figürleri

Masaj. Adım başı masaj hali olsa da iyisini bulmak zor. Büyük tapınaklarda ve masaj salonlarında günde yirmi kişiye masaj yapan birinin size şifa vermesi imkansız bence. Ara sokaklardakileri, daha az popüler olan mekanları ya da  biraz daha para verip randevu ile çalışan insanları deneyin derim.
Tayland’da duyacağınız en sık kelimeler: Farang farang, same same but different. : )

Tayland'da zorlandıklarım


Beni Tayland’da en çok orman yangınlarına tanık olmak ve daha çok turistin memnun edilmesi adına fil ve diğer hayvanların çektiği eziyet üzdü. Beyaz florasan ışıklı odalardan dünya çapında sıkılmış olmak, dil sorunu, yemekler, sivrisinekler zorladı. Sadece geceleri değil, tüm gün mesai yapıyor bu sinekler. Citronella falan da sürmez oldum artık. Kaşımamaya çalışıp, hemen tiger balm. Artık sivrisineksiz bir hayat düşünemiyorum. Evimiz olursa bir gün, evde besleyip kendimizi sokturacağız herhalde..


Kendimi sık sık turist vizem ile seyahat ederken, turizm çılgınlığı içinde, çoğu turistin tersine doğru akmaya çalışan biri olarak hissettim. Ve tam olarak ne aradığımı bilmesem de, görmek istediğim dünya ile zamanlarımızın tutmadığını bildim. Bana göre çok tırt turistler görmenin yanı sıra, çok özel insanlarla da tanıştım. Sanırım dünya nüfusu gerçekten fazladan da fazla. Herkes gizli, saklı, sakin özel bir şeyler peşinde. Herkesin sistemden, olduğu yerden kaçası ve gidesi var. Bu kadar insanın çoğu harika olsa da, aynı yöne doğru ucuza varolabileceği kaçış köşelerine hep beraber koşturunca, dünyada çok az özel yer kalıyor. Geri kalan kirliliği de şirketler, politikacılar ve kapitalizmin her türlü hali yapıyor zaten. Herkes olduğu yerde bir dursun, nasıl yaşamak istediğine baksın, ne yapabilecekse hemen yapsın demek istiyorum, ama ben bunu yapmıyorken size öğütlemem herhalde ayıp olur.

'Aman güzel yerleri buralara yazmayım, bir yer afişe olmasın, gizli kalsın', gibi bir olay için iş işten geçmiş Tayland'da, ben de bu nedenle her şeyi yazdım. Türkler bilmese tüm Avrupa çoktan keşfetmiş, kendine benzetmiş buraları. 'The Beach' filminde gizli bir adada yaşayan kabileyi anlatırken, o filmin çekildiği adanın popülerleşmesine neden olup, bugün o cennetin dönüştüğü hali görmek trajik. Yine de böylesine yabancı kalabalığı olan bir ülkede gördüğünüz bazı yerlerin sonu için geri sayımların da geçildiğine tanık olup üzülseniz de, aynı umutları ve dilekleri paylaştığınız güzel yoldaşlar edinebilmek ve rengarenk tropikal kuşların tüm sohbetlere katılması güzeldi çok. 

Uzattım yine çok. Kısacası, herkese göre bir şeyler var bu ülkede. Tayland bize çok iyi geldi her anlamda. Yumuşacık, sakin, telaşsız, rengarek, capcanlı, güler yüzlü bu küçük ama büyük insanlar ve doğa kime iyi gelmez ki?











7 Şubat 2012 Salı

Chiang Mai

    Hızlı yolculuk ettiğimizde, Kızılderililere göre ruh bedene yetişemezmiş. Kızılderililer seyahat ettiklerinde sık sık yolda oturup, ruhlarının bedenlerine yetişmesini beklerlermiş.. Bizim de ruhlarımız bedenlerimize Chiang Mai'de yetişti sanki. İlk kez orada ruhen, bedenen olduğumuz yere varabildiğimizi hissettik.
   Chiang Mai, çok güzel bir yer. Eski kale içinde kaldık. Aslında bir o kadar da turistik bir yer. İnsan çok saçma bir varlık. Bir yandan her şeyin birbirine benzemesine, tek düzeliğine, ve globalizme laf ediyor, diğer yandan bilmediği, görmediği, alışık olmadığı bir yerde panikliyor. Ben oldukça paniklemişim Bangkok'ta. Üstelik çok güvenli, mis gibi bir evde kalıp, her konuda yardımcı olan bir arkadaşımızın yanındayken.. Trafik, yemekler, kokular.. Sık sık, 'burası böyle ise Hindistan nasıl acabaa?', dedim. Sanırım Bangkok'tan değil de, Hindistandan korktum. :) Çok komik..
Halbuki Chiang Mai, bildiğiniz Avrupa gibi. Tertemiz, sokak hayvanlarının hali iyi. Yabancı turist bolluğundan, her şeyi bulabileceğiniz, cici cici barların, kafelerin olduğu bir yer. Ve turistik olduğu için de pahalı tabi ki. Orada kendimi çok iyi hissedince kızdım kendime. Hem çeşit, istiyorsun, yereli görmek istiyorsun, hem de bildiğin dünyaya yakın bir şeyler görünce kendini iyi hissediyorsun diye.. Neyse işte, insan olma halleri..

  Chiang Mai 'de gerçekten çok iyi vakit geçirdik. Önce iki kişi 300 Baht'a bir oda bulup, yerleştik. Sonra para durumunun zorlaması sonucunda, iki kişi tek kişilik yatağı olan bir odada 200 Baht'a yerleşince hayat biraz ucuzlar gibi oldu. :) Burası öyle Hindistan için anlatıldığı gibi çok da ucuz bir yer değil. Özellikle ekim ile mart ayları arasında, yani turistik sezonda. İki kişi günlük 1000 Baht, yani yaklaşık 50 TL harcıyoruz şu anda. Ama öyle bir paramız yok aslında, neredeyse yarı yarıya indirmemiz lazım harcamalarımızı. Tüm bu para hallerinden dolayı, masaj okulu, masaj terapisi almak biraz lüks kaçıyor şimdilik. Her yerdeki gibi, paran varsa her şey mis. Yine de Thailand'da her bütçeye, ve keyif haline göre seçenekleriniz var.

Seda'dan sonra, Chiag Mai'de Işıl ile buluştuk. Böylece dört kişi olduk. :) Ama kalabalık olmanın, yemek ve yol masraflarını paylaşmak anlamında kolaylaştırıcı yanları var. Işıl'ı Hızır'dan tanıyoruz. Yaklaşık 5 yıldır görüşmüyorduk. O da 3 aydır Thailand'da tek başına geziyor. Süper yol hikayeleri dinledik. İlk Chiang Mai'ye vardığımızda Emre uyurken, biz üç kız bar'da bira içip, tipik kızlar şeklinde özellerimizi hemen paylaştık birbirimiz ile. :) Bir sürü tatlı insan ile tanıştık. Keyifliydi çok. Güzel vakit geçiriyoruz  dördümüz.



Ulaşım ve gezmek çok pahalıya geliyor tuk tuk, taksi ve diğer ulaşım yolları ile. Chiang Mai'de motor kiralayınca günlük 140-200 baht arası hayat oldukça  kolaylaştı ve ufkumuz açıldı bir anda.. Şehir merkezine takılı kalmadık. Ucuza bol bol gezmiş olduk Emre ile. Böylece istediğimiz zaman yalnızca vakit geçirebiliyor da olduk. Sırt çantalarımız ile motora atlayıp gezebilsek, dağlarda çok ucuza bir sürü kalma şekli de varmış, onu gördük. Şehirde trafik çok korkunç. Arabalar hiiç ilerlemiyor. Motorla aralardan yılan gibi kıvrıla kıvrıla gidiyorsun. Bilgisayar oyunu gibi. Bizim Köklü ailesinin buralarda motor kullanmayı neden sevdiğini de anlamış olduk. :) Ama oldukça güvenli yollar. Trafik kilitlense de, kimsenin kimseye bağırdığını, yolunu kesip sıkıştırdığını, vs. görmedik. Türkiye'de ne çok öküz var diye düşünüyor insan.. Yani kısacası ilk şoku atlatınca, ne kadar güler yüzlü, rahat ve yumuşak bir ülkede olduğunu anlıyor insan. Bir de bizim başımıza ne gelirse gelsin, danışabileceğimiz Doğa gibi bir arkadaşımız var, uzun süredir buralarda. O yüzden daha da bir rahat ve huzurluyuz sanki.. Arada komik komik adrenalin dolu maceralar da atlatmadık değil tabi:)
 Kız başına gezmek de kolay görünüyor. Gece tek başıma yürürken kimsenin laf attığını, rahatsız ettiğini görmedim. Sadece ara ara güler yüzleri ile kazıklamaya çalışıyorlar seni. Ama fiyatlara alışınca, neyin ne kadar olması gerektiğini de biliyor oluyorsun.


Doi Suthep tapınağını, orkide bahçeleri, bir arboretum, ve şelalelerde gezdik Emre ile. Şelale şehrin içinde, muhtemelen Ankara'nın Eymir'i gibi bir yer. Ama bize yedi göller gibi kocaamaaan bir ormandaymışız hissi geliyor hep. İlk Banyan ağacımızı da görmüş olduk bu arada. :) Burada doğa inanılmaz.. Ve sık sık daha hiç bir şey görmediğimizi hatırlatıyoruz birbirimize. Oldukça heyecan verici. O kadar çok resim var ki, öyle rastgele bir şeyler ekleyebiliyorum. Tek tek seçmek ayrı bir mesai. Küçük bir foto makinesi almıştık, taşıması kolay olsun diye. Ama eski güzel lensli foto makinemizi taşımaya üşenmemiş olsaydık, inanılmaz kuş ve bitki çeşitliliğini resmetmek daha kolay olurdu..












Yazılacak çok şey var aslında. Yemek durumları gıcık biraz. Bir kaç sene önce gelseydim çok memnun olabilirdim, ama şimdi her şeyin için de soya sosu, kızartma, şeker, MSG denilen katkı malzemesi olduğunu bilmek ve tadını almak, sinir. Meyveler mis olsa da, nerede nasıl yetişiyor acaba? Tüm öğrendiklerimiz hayatımızı kolaylaştırmaktan çok zorlaştırıyor bazen. Her yemeğin içinde soya sosu, hindistan cevizi sütü, köri, kişniş ve limon otu var. O yüzden lezzetliler, ama ne yediğini anlayamıyorsun. Chiang Mai'de harika bir vejeteryan lokantası bulduk. Kendi ürünlerini kendileri yetiştiriyorlar, MSG kullanmıyoruz yazıyor. Muhteşemdi yemekler.. Ama sokakta yemek yemediğin sürece, hayat pahalı. Sokakta da neyin için de ne var anlamıyorsun. Sebze zannettiğin bir şeyin içinde böcek olabiliyor:)

Bir diğer konu, inanılmaz bir plastik tüketimi. Ben böyle şey görmedim. 2 cm.lik bir yiyecek için, 15 cm.lik plastik poşetler var. Suların ağzı da ekstra plastik bantlı. Görmeniz lazım, biraz anormal. Sokaklarda çöp tenekesi falan yok, aynı bizim ülkedeki gibi. Kuzeye çıktıkça, insanların zenginlik seviyesi, ve hayvanların durumu iyileşiyor sanki.. Yine de bizi görünce yerel halkın gözleri parlıyor, dolar olarak görünüyoruz.. Avrupa'lı turistlere çok ucuz geliyor buralar tabi. Adım başı fil turu, bir şey turu var. Turlar bize çok turistik ve pahalı geldiğinden, öyle durumlara dahil olmuyoruz. Motor ile geziyoruz gezebildiğimiz kadar. Emre de çok keyif alıyor motordan.

Bazı yerler, Türkiye'deki gibi bir anda turist akımına uğramış. Ve yavaş yavaş yerel halk bizim Antalya yerlileri gibi 'para ver para, gerisi önemli değil', şeklinde.. Ama burada Türkiye'deki gibi inşaat içinde yaşıyormuşsun gibi bir his yok. Çok şükür, daha yol çalışması, vs. gibi pis durumlar ile perişan olmuş bir dağ, orman görmedik.. Sadece Bangkok'ta kanalların içine tuvalet atıkları, plastik çöpler, hayvan ölüleri, yüzen ve bulaşık yıkayan insanlar gördük. Bangkok dışında sokakların bok koktuğunu da görmedik..







Uzun zamandır böyle paralı turist gibi gezmediğimiz için, bazen çok amaçsız hissediyoruz kendimizi. Türkiye'de çalıştığımız eko mimari kursunda edindiğimiz bağlantılar sayesidne, uzun zamandır yazıştığımız, Pun Pun adında, permakültür ve doğal mimari gibi güzel işler yapan bir yer ile yazışıyorduk. Hatta bize davetiye gönderdiler. Son yazışmamızda, bütçemizi aşan günlük belli bir miktar para talep ettiklerinden bahsedip bahsetmediklerini sordular, biraz sinirimiz bozuldu. Türkiye'deki gibi kolay ve öğretici olamayacak sanırım, gönüllü yaşam ve buradaki yolumuz.. Bir kaç yer ile daha yazıştık, haber bekliyoruz. Tacomapai en ucuzu gibi görünüyor şimdilik. Ama ne öğreneceksek daha yerel, daha turistlere yönelik olmayan, minimal yerlerden öğreneceğiz gibi. Bakalım, umuyorum ki yavaş yavaş yolumuzu bulacağız..

Şu an Pai'deyiz. Burası için ayrıca yazacağım. Bugün bu diyarlardaki ilk dolunayımız. :) Ay bile değişik sanki. :) Türkiye'de ayın yüzü, gözleri bize doğru düz bakar, burada ay kafasını sağa çevirmiş gibi yan bakıyor, desem bir şey anlaşılır mı acaba? :)

Şimdilik böyle işte; keyifliyiz, şaşkınız, heyecanlıyız, meraklıyız ama huzurluyuz ve sanki çok özgürüz.. :)