20 Mayıs 2013 Pazartesi

Dönüş kafaları

Bu yazı 15 Nisan 2013 tarihinde yazılmıştır.


Buralara gelmeden önce hissettiğim, bilinmezlik, yolcu olmak, yolda olmak, adı, tanımı, yola çıkış motivasyonu, bahanelerim, çözüm yolu olarak gördüklerim, öğrenmek istediklerim, kendim ile ertelediklerim, kendim ile ilgili tüm dertlerim, güzelliklerim ve devalarım, karnımda hissettiğim tüm korku, heyecan, garip hisler yağmurunun hepsini, şimdi dönüş yolunda da tabii ki aynen hissediyorum. 

Bu kadar zamandır yoldayız, hiç bir zaman bir yerden bir yere giderken sadece heyecan ve sadece endişe hissetmedim; hep ikisinden de var. Bir yanım çok dönmek istiyor, bir yanımın ödü ciddiyetli kopuyor dönmekten; aman düşün dur, düşünüp dururken son zamanların, son günlerin keyfine odaklanamama, olduğun yerde olamama hali her yerde en salakça, en saçma iş yahu. İnsanın karışık zihinsel halleri..

Foto: Dilan Yalçın- Kampot, Kamboçya, Mart 2013.

Kobralar, pitonlar, akrepler, dev örümcekler arasında yalın ayak gezmeye alışmak; tanımadığın insanları, kültürleri okuyamamak; bin bir yol hali, yoldan, hızdan düşünememe hali; otobüs ve tren mesaileri; parasızlık, konfor konseptinin şekilleri, zor topluluk yaşantıları, ortak tuvaletler, ortak duşlar, hepsi zor ama kolay şimdi bana. Beğenmediğim, kendimi  kötü hissettiğim her an çantamızı alır uzarız işte, en beğenmediğimiz şey bile gün gelir güzel anı olur, bu kadar basit.

Yahu bildiğinden neden korkar insan? Rahatlık, kendini ifade edebiliyor olmak, konfor, sevildiğini bilmek mi batıyor? Nedir korkum dönmekten acaba? Sosyal baskı arkadaşım, sosyal baskı. Kafayı yemiş ülke dinamikleri, sanki dünya dinamikleri başkaymış gibi. Her ne ise, çok saçma, 'üstüme gelmeyin, istersem yine kaçarım işte, kendimden kaçamam ama gerçekliğimi, mekanımı zırt  diye değiştiririm biter, gider işte'ye ikna edemiyorum kendimi bir türlü.

Kafa çöp, her nerede olursam olayım esas mücadele, esas yargı, esas kaçmak istediğim, esas kabullenmek, kucaklamak istediğim kendimin tam kendisi. Hepimizin de öyle, hepimiz biliyoruz ki, tüm düşünceler benden önce ve sonra da olacaklar. Beğenmediğim her şey benim yansımam, beğendiklerim yine başka yansımalar, bir şeyler. Yolda olunca tüm bunlardan kaçamayacağımı, kendimi her şeyin tam ortasında, tam içinde bulacağımı, ermiş olmayacağımı, perişan olmayacağımı, hepsini biliyordum; her şey her nerede başladıysam tam oralarda bir yerlerde yine. Hiç bir şey bilmemek ve yolun çok başındaymış edebiyatı yapmak dışında ne desem boş. Bu filmi yüzlerce kez izledim, yüzlerce kez oyuncusu oldum, yine ve yeniden defalarca aynı yerlerde buluyor olmam kendimi çok komik.

Foto: Dilan Yalçın- Khanchanaburi, Tayland. Şubat 2013.


Nereye çekersen oku git yazıları. Demek istediğim o kadar çok şey var ki; kelimeler, kelimeler..

Bunca zaman gördüğümüz tüm güzellikleri, çirkinlikleri yorumlayıp durdum. Yorum hastalığından çıkmış yazılar kargaşasını kiminiz okudu, kiminiz okumadan hemen facebook'tan beğendi. Facebook nesin sen yahu? Öyle ya da böyle her şeyi daha az yorumlayan, daha az bir yerlere yerleştiren biri olmak isterdim. Düşüncelerim, zaman gibi hızla uçuşuyor; sanmalar, kararlar, her şey, her an başka bir şeye dönüşüyor. Son iki yılım devamlı değiştirdiğim mekanlar, insanlar, çevresel ve içsel akışlar ile uçuşuyor duruyor; illa bana, bize bir şeyler katmışsındır hayat. Şimdi klasik olarak, dönüş yolunda olduğum için gördüklerimin, ettiklerimin hakkını yeterince verememişim, yorumlayıp buralara yazacağım diye küçük dünyamdan saçmalayıp, durmuşum gibi geliyor.

Foto: Dilan Yalçın, Sihanoukville, Kamboçya, Mart 2013.

Şimdi yeniden gelsem buralara, daha az yazardım bloga, facebook ve diğer bağımlılıklarımdan arınırdım demek istiyorum öyle olmayacağını bile bile. İnsanın kendi yaptıklarının ettiklerinin arkasında olması nefis bir şey, nasıl olsa kimse başkasını kendi kadar ekip, biçip, çarpıp, bölmüyor, kimse bir başkasını kendi kadar önemli ya da önemsiz görmüyor..

Koh Phangan, Tayland, Nisan 2012.

Tam bu nedenler ile, dönmeden Vipassana kafamı bir güzel temizler diyordum, öyle olmadı. Vipassana diye çıktım yola, bayağı oturdum rakı sofrasına! Yedek listeler bile doluydu; olsun, zamanı değilmiş..



Nefis yerler gördük, muhteşem, rengarek, acayip canlılar, insanlar, kutlamalar, sorunlar, dostlar, kucaklaşmalar, vedalar, kendimiz ile yüzleşmeler, akıp gitmeler, pişmanlıklar, öğrenimler,  her biriniz hayat yolunda ne yaşıyor ise, benzeri yansımalarda bulunduk durduk kısaca. Tropikal iklim şaşırttı tabi, ama yemin ederim kayısı, erik, şeftaliyi hiç bir tropikal meyveye değişmem! Sivrisinekler size hiç bir borcum kalmadı!  Ama yanıma bir kaç gecko, monitor lizard, acayip kuşlar, maymunlar, deniz altındaki muhteşem yaratıklar, yeşil, mavi tonları doldurmak isterdim..

Emre'nin yapay sulak alanlarda atık su arıtma projesinin son günü, Rak Tamachat, Tayland Kasım 2012 - Nisan 2013.

 Yolun başı, sonu, ortası neresi? Kendi boşluklarımın ne kadarını doldurduğum sorusu, gereksiz düşünceler, yorumlar burada kalakalsın işte bakalım. Dilerim yıllar sonra yazdıklarıma bakıp, 'amma saçmalamışım, hepsi bambaşka şeylere dönüşmüş', derim, eğlenirim.

 Yazdıklarımıza, sesli düşüncelerime, yolumuza tanıklık ettiğiniz için, bizi motive ettiğiniz için çooook teşekkürler hepinize. Dijital günlükler ile, birileri beğenip yorum yaptıkça sanki işim varmış gibi durumlar uydurdum kendime. Yola çıkış motivasyonumuz hakkında kafa yordukça, ne kadar az şey bildiğimi görüp duruyorum..

Si Khio, Tayland. Nisan 2013

 Sık sık duyduğum bir şey, 'ne kadar iyi yaptınız da gittiniz, nasıl cesaret ettiniz, aileler ne dedi', bir şeyler. Aileler ne iyi yaptınız demedi hiç. Vallahi hiç birinizden azıcık daha özel ya da farklı değiliz; denk geldi, yaptık yolları ve teşekkür etmek istediğim çoook fazla insan var. Annem ve Emre olmasa hayat nasıl olurmuş? Toplam 1.5 yıl boyunca 26 bin TL harcamışız, buna kişi başı 350 euroluk gidiş biletimiz ve 450 euroluk dönüş biletimiz dahil değil. Gidişimizi annemin kıyakları ile, dönüşümüzü Emre'nin projesinden aldığımız para ile yaptık. Böyle yazınca çokmuş gibi oluyor ama vallahi, harcarken öyle bereketli değildi bu miktar. Bize sıkıştığımızda borç veren, çeviri işi paslayan arkadaşlara sevgiler..

 Ne yol, ne görme açlığım azıcık dinemedi. :) Bir bilete bakar yol, ne zenginiz, ne fakiriz çok şükür. Yol yolda düzülürmüş, aynen öyle. Herkes yolcu olmasa, dünya daha mutlu olur. En bilinçli turist bile nelere sebep oluyor... Sebep olduğum, sebep olmak istemediğim, tüm katkılarım için özür dilerim.

 Hepimiz aynı arayışlarda, aynı  noktalardayız. Umarım sizin yolunuz bizimkinden de muhteşem olur, her nerede iseniz kafanız rahat, açık, sorun uydurmayan, olanın hakkını veren, elinden geleni önce kendi sonra bütünün hayrı için yapabilen şeklinde olsun; İstanbul'un karanlık köşelerinde eren, buralarda kaybolan ne çok varlık var..


 Değiştim mi bilmiyorum ama bir 30 yaş kafası tripleri geliyor zaman zaman, ne komik kolektif olarak illa ki hep beraber aynı yoldan gitmemiz şart sanki..

Rak Tamachat, Tayland, Şubat 2013.

 Umarım azıcık olsa da dönüşmüşümdür hayat gibi. Benim hayatım kendim için tahmin ettiğimden daha iyi oldu sanki. Çok şükür, iyisi ile, kötüsü ile kendimi, manyaklıklarımı, yoldaşlarımı, gördüklerimi, bana görünenleri, kendi tercihlerimin sonuçlarını, kendi delirmelerimi, kendim ile mücadelelerimi seviyorum. 21. yüzyılda yolculuk etmek, bugün gezegenin hangi köşesinde ne gibi oluşumlarda bulunuyorsanız, o derece çelişkili, o derece saçma, o derece muhteşem, düşündürücü.. Gezegen nefis bir yer vallahi, keşke hepimiz kendi yapabileceklerimizin en iyisini azıcık daha yapıyor olsak, yeşil kapitalizimden uzak, olabildiğince adsız, bireysel olarak yapılabilecek herşey, demekten kendimi alamıyorum. Ama zaten işler bu kadar karışmış olmasa, ben kendi rahatımdan taviz vermezdim. Belki de olan, olması gerektiği için, bizi dürtmesi gerektiği için oluyordur..

Ekolojik bahaneler ile yola çıkıp, kendi hıyarlıklarımı, kendi yaptığım hataları gördüm durdum. Yolum uzuuun! Nereye gidersem gideyim, daha sakin, daha sessiz bir şekilde elimden gelenin en iyisini yapma isteğim dışında, ne anlatsam yalan biraz. Dünya'yı, evreni, kendimizi hep beraber kirletiyoruz, sorun da, çözüm de hepimiziz. Ekoloji, bilmemnojiden önce kendime daha iyi bakan, daha iyi davranan biri olmak istiyorum. Siz de ne istiyorsanız o olsun bu yanar döner dünyasal zamanlarınızda..

Al işte bir destan daha yazdım, tanıdığım herkesten sarılma terapisi, acayip yemek keyifleri düşlüyorum.

Gözünüzü seveyim, öyle ekleyip, çıkartıp, toplamayın yani beni, zaten ben kendime zorum yeterince, üstüme gelmeyin, çekerim giderim vallahi. :) Ortaya karışık ayar vereyim de..

Ve bundan sonra neler olacak idi acaba, çok heyecanlı..




7 Mart 2013 Perşembe

Lombok: Gili Adaları..

Foto: Hz. Google

Bali'ye gelene kadar varlığını bile bilmediğim bir yerdi Lombok adası. Yolda olmanın en sevdiğim yanlarından biri, harita üstünden tıpır tıpır, daha önce pek duymadığın, bilmediğin diyarlara yandan yandan yolunun düşmesi..

Ne yazık ki, Lombok için Erol ve Emre ile yola çıktığımızda, Endonezya vizemizin son 8 günündeydik; toplam dört ay geçirdiğimiz Endonezya'da vize sorunu olmasa daha kalır, tıngır tıngır Papua'ya kadar giderdik herhalde. Belki de gitmezdik ama hala gitmek istediğim bir rota olarak içimde çok kaldı bu yol.  Yol güzergahını bir iklim, bir de vize durumu yönlendiriyor; bizden bağımsızlarmış gibi bizi oradan oraya savurup, duruyorlar. Maddi varlığımızın yarısından fazlasını yol ve vize parasına veren insanlarız. Normal dünya vatandaşı olarak elini kolunu sallayarak sınırsız yol yapmanın kısmet olduğu günler ne zaman gelecekse, o zaman yeniden yolcu olmayı çok istiyorum..

80 günde devr-i alem olmuyor yani bize; 8 güne Lombok'un Kuta'sını, yanar dağlarını ve acayip ormanlarını sığdıramıyor insan. O yüzden  biz seçimimizi Gili adalarından yana kullandık. Çok vaktimiz varmış gibi üstüne Air Asia uçuş tarihlerimizi değiştirdi, sonunda 6 güne sadece Gili Trawangan ve Gili Meno adalarını sığdırabildik. 

Padang Bai - Lombok yolu

Müzik dinlemeli feribot.
İyi ki Ipod gibi icatlar var, eskisi gibi kaset ya da cd dolu çantalarla uzun süreli yol nasıl olurmuş?:)

Lombok'a gitmek için Padang Bai'den yavaş feribota bindik. Yavaş feribot şu demek: normal tıngır mıngır gidiyorsun ve ulaşım seçenekleriniz içinde en ucuz olanı. Koltuk olsa da yerde yatmayı seven yerel halk, her kadının kucağında birden çok çocuk, feribotta zorlamaktan vazgeçmeyen yerel satıcılar, Endonezya'nın çöpü, pisliği, yenilen ve içilen her şeyin denize atılması zorunluluğu varmış gibi bir yolculuk.. Ama Bali'de hayat her yerdeki gibi parana göre değişiyor; hiç zamanı olmayan, normal insanlar gibi çalışıp, çok az tatil süresinde de yolculuk eden ya da devamlı sadece çeşitli fotoğraflar çektirmek için yolculuk eden benim söylendiğim tür turist kitlesindenseniz, Bali'den uçak ya da Padang Bai'den hızlı bot ile 1-2 saat içinde varırsınız Lombok'a. İki katı gibi bir fiyat ödersiniz, ama kesin daha rahat gidersiniz. Bizim yolumuz 4,5-5 saat sürdü, kişi başı 70.000 rupi verdik. İlk geceyi Sengigi diye alakasız bir yerde, turist popülasyonunun 5 katına göre tasarlanmış otel, restoran, rezalet müzikler çalan bar görüntüleri ve bu kadar mekan olduğu için çoğunluğu sinek avlayan fakir yerel halk manzaraları ile geçirdik.

Foto: Hz. Google

Ertesi sabah klasik ısrar, pazarlıklar kaosu içinde Gili adalarına giden teknelerin olduğu sahile doğru yollandık erkenden. Yoldan insan ve çevre manzaraları şöyle: Bali'den sonra yeniden Müslüman çoğunluğu olan bir adadaydık. Lombok'un yerel halkına Sasak deniyor, ırk ve dil olarak Balili gibi olan bu etnik gurup, din olarak çoğunlukla Müslüman. (http://en.wikipedia.org/wiki/Sasak_people) Malezya ve Endonezya'nın çoğu köşesi gibi tüm ormanlar kesilmiş, yerine tek tip ekim biçiminde palmiye ağaçları ekilmiş, bakıp bakıp küfrediyoruz. Bemo ile giderken arkadan motoru ile yanaşıp, yolda giderken bize ot ve çeşitli uyuşturucular satmaya çalışan motorlu torbacılar, önümüzdeki tüm Lombok zamanımızı ve hatta Bali'ye dönüşümüzü ve mümkünse geri kalan hayatımızı kendilerine satmamızı isteyen turcular.. Bangsal'dan, çöp dolu bir sahilden, dev davgalar arasında kişi başı 10.000 rupi vererek, ıslana ıslana, biraz da mide bulanma efektleri ile Gili Trawangan'a varıyoruz.

Gili Trawangan

Trawangan, yanardağı manzaralı gün batışı şölenleri

Bu adaya indiğimizde sonunda uzun zamandır görmeyi istediğimiz, inanılmaz mavi ve turkuaz tonlarında bir deniz manzarası ile kıyıya vardık. Etraf, renkler nefis görünüyordu. Oda bulmak, aramak yerine, deniz keyfi, yemek, bira şeklinde günü batırdık. Erol tamamen deniz canlısına dönüştü bu adalarda. Ona görünmeyi seven deniz kaplumbağaları, peşinden gidince bize de göründü. :)

Gili Trawangan 



Trawangan, yanardağı manzaralı gün batışı şölenleri..

 Sahilde takılırken, Erol'un Hindistan'dan arkadaşı Susanna bir anda karşımıza çıktı, güzel oldu. İki kişilik odada, ayak ucumuzda minik Erol şeklinde toplam 150.000 rupiye temizce bir odada kalıp, akşam mahallenin havalı pizzacısında, hayatımda yediğim en güzel pizzalardan birisine acayip paralar bayılarak hep beraber keyif yaptık. İlk günden sonra Trawangan'ın gece marketinde çok ucuza şahane yemekler yedik. Yogyakarta sonrası ilk kez güzel Jackfruit yemeği karşıma bu adada çıktı.

Trawangan denizine karşı, yanardağı manzarasına bakarak gün batırmak..

Gili Meno, tropikal meyve yemek isteyen?



Trawangan, günümüzde aşırı güzel, manken gibi ergen kızların, ayı gibi kaslı öküz ergen erkeklerin, tangalı kızlarla, baş örtülü kadınların aynı anda sahilde olduğu, yerel insanların koyu Müslüman olmasına rağmen gözleri ve bakışları ile rahatsız etmediği, sahil kıyısında gümbür gümbür kötü müzikler çalan, havuzlu, kopyala yapıştır tarzı konaklama mekanlarının sahil kıyısını ele geçirdiği, anormal akıntılı denizine şnorkel ile girince, dizine gelen suda inanılmaz mercan, balık ve canlı çeşidinin olduğu, akşamları kesin olarak muhteşem gün batışları göreceğiniz bir yer. Günümüzde hippilerin değil, zengin ergenlerin, balayı için gelenlerin, hatun avına çıkmış adamların mekanı. Belli ki adada zamanında çok acayip kafalar yapılmış, sonra boku çıkınca uzamış ekip. Zamanında buralarda takılmak vardı..

Uzakdoğu'nun en iyi reggae barı diye geçen Same Same'de (sağolsun Lonely Planet) bira içip, pop rock dinleyip, resmen dansa davet oynama kafasında ergenler içinde bayıp, kendimizi biraz içi buruk sahile attığımız ilk gece, deniz kenarında fosforlu mavi parlayan, eline alınca ışık gibi uzun süre yanan muhteşem planktonlar olmasaydı, Trawangan geceleri için çok keyifli sözler söylemek zor olurdu. Trawangan anılarımıza Erol'un uzun saçlarından nedense çok etkilenen torbacıların '' Long hair - long life,  long banana - happy wife'' iiuuw geyiği damgalandı.

Gili Meno




Meno nefis bir yer. Orası öyle kalırsa taşınılabilir. Bugüne kadar gittiğimiz tropikal adalar içinde en güzeliydi sanırım. Yol için tek atış tropikal ada arayışlarındaysanız, Ruslar basmadan hemen Gili Meno'ya gidin, Phuket, Koh Pi Pi gibi rezaletleşmiş yerlerden kurtulmuş, az üzülmüş olursunuz. Gili Meno balayı adası diye geçiyor, sahilde çift çift denize karşı klasik pozlar veren sevgililer, yeni evlilerden biraz bayıyorsun anında. Trawangan'dan sonra ıssız, sakin, denizi mükemmel. Mercanlar, acayip balıklar, ve Erol sayesinde ilk kez tanıştığım, mercan parçalayan dev deniz kaplumbağaları ile muhteşem bir yer gerçekten.

Foto: Hz Google

Gili Meno'da kum olmak, deniz olmak

 Denizden çıkınca, sahilde meyve ve hindistan cevizi suyu satan rengarek kadınlar ile çevriliyorsun, hepsi bir anda adını öğrenip, her gün kendilerden alış veriş yapman için peşini bırakmıyor:)

Gili Meno sahillerinin esas sahipleri

 Yine de Trawangan'a göre, daha az satıcı, ısrar kıyamet var. Yemek konusunda Trawangan daha ucuza, daha çok çeşit sunuyor. Meno'da harika kumlu sokaklardan içerilere dalınca, yine bu adalarda bulabildiğimiz en ucuz konaklama fiyatı olan 150.000 rupiye üç kişilik keyifli bir oda tuttuk. Sahilde 250.000 rupiden aşağı pek mekan bulamazsınız. Sahilde reggae barı kılıklı komik ama keyifli bir yerde patlak hoparlörlerle Bob Marley Legend albümünü her gün bir kaç kere dinleyip, arkasından Shpongle, arkasından müşteri yokmuş gibi müziği bir anda kapatıp gitar çalan kopuk film karakterleri İbrahim, Cherry ve Ares'le çok güldük. Kendilerinin fotoğraflarını çekmemiş olduğuma çok üzülüyorum, acayip karakterlerdi..

Cidomo, Gili Trawangan

Tüm Gili adaları, etrafını yürüyerek gezebileceğiniz büyüklükte. Çok şükür araba, motor gibi ulaşım araçları yok adalarda. Cidomo denilen at arabalı ulaşım araçları var. Ama ada o kadar küçük ki, bir ulaşım aracına gerek de yok aslında; kumdan sokaklar içinde, tüm adanın etrafını yalın ayak, kıyıya vurmuş mercanlar içinden geçerek yürüyebilirsiniz. Hiçbir Gili adasında polis yok, o yüzden rahat ve keyifliler. Gili Trawangan, uyuşturucu ve parti adası olarak biliniyor. Gili Meno balayı adası, Gili Air'de ise ne ararsan var diye geçiyor. Gili Air'e yolumuz düşmedi maalesef.

Gili Meno, Erol'u..

Tüm Gili adalarının denizi muhteşem ve akıntısı bol olduğu için, birinden birine yüzmen imkansız, denizde düz yüzemiyorsun, hatta hiç yüzmüyorsun. Denize girip kendini akıntı yönüne bırakıyorsun, o seni sürükleyip, şnorkel ile kaydıraktan kayar gibi hızla akarken, gördüğün muhteşem canlı çeşitliliği ile seni büyülüyerek kıyıya bırakıyor zaten. Açılmak falan söz konusu değil. Tüm Gili adalarının birbirine bakan yüzü daha az rüzgarlı, denizleri daha keyifli, arka kısmı anormal rüzgarlı; resmen bitki örtüsü değişiyor bu kısımda. O yüzden Gili'lerin arka kısmında pek konaklama seçeneği olmuyor ve tüm Gili'lerin şovlu gün batışı bu kısımda yer alıyor.

Tüm Gili'lerde yemek, su, aklınıza gelebilecek her şey tekneler ile getiriliyor. Dolayısı ile pahalılar. Adalarda tatlı su yok. Musluğu açtığınızda tuzlu su akıyor. Eğer musluklarından tatlı su akan bir otel istiyorsanız fiyatlar katlanıyor zaten. Bunun sebebi, su kuyularından zamanında umarsızca tatlı su pompalanmış olması. Gililer gibi sığ mercan adalarında çok narin bir tatlı su dengesi vardır ve eğer çok fazla su pompalarsanız, yeraltı su havzasının basıncını azaltır, dışarıdan içeriye tuzlu deniz suyu girmesine sebep olursunuz. Böylece bir daha geriye dönüşü olmayan şekilde tüm tatlı su kaynağı bir anda tükenir. Çok klasik bir permakültür örneği. Yapılabilinecek en iyi şey, bol bol yağmur suyu depolamak, bunun da tek bir örneğini görmedik. Ayrıca tüm Güneydoğu Asya'da olduğu gibi bu adada da günısı sistemi ile su ısıtmak yerine elektrikli şofben kullanılıyor, bu elektrik de tabii ki jenaratörler ile üretiliyor, yetmezmiş gibi manyakça klima kullanılıyor. Tüm tuvalet atıkları denize bırakılıyor, ama bir yandan da şnorkel ile mis gibi deniz canlılarına bakıyorsun gündüz suda. Dolayısıyla tuvalete her girdiğinde, mercan ölümlerine bokun ile katkıda bulunduğunu unutamıyorsun.

Gili Meno, beni..

6 günlük nefis deniz, kum, gün batışı olma hallerimizden sonra Padang Bai'ye dönüp 35.000 rupiye inanılmaz bir balık ve bira keyfinden sonra, Eylül başında Tayland'a geri uçtuk. Uçmadan Endonezya'nın bilmediğimiz çıkış parası terörüne cebimizdeki son kuruşlara kadar da verdik. Aman aklınızda bulunsun, Endonezya havaalanlarında (en azından Bali'de) epey şaşırtıcı bir çıkış vergisi var. Böylece 4 aylık Endonezya maceramız son buldu.. Gili adaları gibi bir deniz keyfi bir daha karşımıza çıkmadı bu süreçte.. Dilerim zaten bozulmakta olan bu adalar Koh Pi Pi olmadan, en azından şimdilerde olduğu gibi kalır..

14 Şubat 2013 Perşembe

Az Bilinen Ada Arayışları..


 Foto: Erol Ozlav


Eylül başında çok fantastik bir şekilde Erol'un Bali'ye yanımıza gelmesinden bir kaç hafta sonra, yanında çalıştığımız Chakra'nın evinden ayrıldık hep beraber.

Ubud'daki alem terasımızın tek resmi bu elimde:)

Ayrılmadan önce beraber kompost tuvaleti yapımı, kilden fırın ve hidrojen ile çalışan araçlar konusunda Emre ve Erol'un hünerli ellerinden bolca faydalandık, Ubud'un keyfini, değişik enerjisini, kendi mutfağımız olmasının avantajlarını olabildiğince sömürdük.


Foto: Erol Özlav. Ubud, Bali.

Ubud sonrası üçümüz yaklaşık üç ay boyunca beraber keyif köşeleri aradık, durduk. Üçümüzün de arayışları başka olsa da hepimiz rahat, ucuz, sakin, keyifli insanlarla tanışabileceğimiz yerler peşindeydik, ve bu arayış epey uzun sürdü. İki ülke, 16 deniz aracı, bir uçak, 13 ayrı oda, bilmem kaç ada, bir adet kiralık eve çok yerleştik. Her gittiğimiz yerin akşam aperatifinde inanılmaz gün batışları vardı.



Erol ikimizin de hem eski hem çok yakın arkadaşı olur, bugüne kadar beraber epey gezmişliğimiz var ülkemiz sınırlarında; Bali'de buluşmuş olmamız hala hem komik, hem heyecanlı, hem de havalı geliyor. Kendisinin yanımıza gelmiş olması ile hayatımıza yeniden elektronik aplikasyonlar, her şeyi çok bilen bir karakter olmasından ötürü şu an maalesef hiç hatırlamadığım bir sürü  fantastik bilgi, fizik, jazz ve çeşitli Esat bohemlikleri de geldi. Komik, eğlenceli, öğretici, bazen kendi bilmemişliklerim açısından sinir bozucu, bazen çok geliştirici oldu. Çok konuştuk, beraber çok düşündük, bazen kafamızdan birbirimizle, bazen karşılıklı tartıştık, eğlendik, gülme krizlerine girdik, beraber sessiz kaldık, birlikte daha önce bir çok tatil yapmış olsak da, hiç bu kadar uzun süreli, günün hemen hemen tüm anlarını beraber yaşamamıştık; arkadaş çok fazla iyi geldi ikimize de..


Direk özetlersem bilinmeyen adamızı falan bulamadık. Yok ulan öyle bir yer, varsa da ulaşımı pahalı, zengin villaları işgal etmiş, yok geç kalmışız, kafasını kaçırmışız, bir şeyler. Yemin ediyorum, yirmi birinci yüzyılda seyyah olmak, her yerin aynılaşma halleri üstüne ayrıca blog açılır, hiç de eğlenceli olmaz okuması. Üçümüz de Bob Marley seven insanlar olarak, gittiğimiz her yerde Bob Marley'in Legend albümünü günde en az bir kaç kez dinlemekten ciddi şekilde baydık. Diğer yandan müzik ve bir takım dünyanın genel tırtlıkları dışında Ankara'da dururken, asla göremeyeceğimiz keyifli canlı türleri ile doluydu çevremiz hep. Güzel yerler gördük gerçekten, suyun altına bakakaldığımız, rüya gibi kartpostal kareleri var bu sürecin içinde. Keyifli oldu hem gittiğimiz mekanlar, hem de üç kişi olmak.

Kırmızı ile işaretli olan rota, Erol ile yaptığımız motor keyfi, siyahlar diğer gittiğimiz yerler.


Neyse, yola önce Bali'den başladık. Endonezya vizemizi bir ay daha uzatma, Tay vizesine başvurma mesaisi ile Denpesar'a gitmeler, gelmeler, vize bekleme şekillerindeyken, (Endonezya'nın çok uzatmalı vize maceralarımızı ayrıca yazacağım), Bali'nin ruh hastası trafiği ile dar yollardan tüm kuzeybatı kısmını gezdik. Yol gerçekten çok keyifliydi motorla, hepimizi epey sarsmış olsa da. Motor kullanmamak, arkada hayallere dalarak gezmek falan da ayrı bir prenseslik oluyor.






Varmak istediğimiz ilk ada Menjangan adasıydı, Ubud'dan motorla Bedugul tapınağı, Cekik, adını hatırlamadığım bir çok keyif noktası, karanfil tarlaları, dar ve virajlı pirinç tarlaları arasından uzun bir yol sonunda Menjangan yakınlarına geldik. Tuz gölleri arasında motorla kaybolduk, hiç fotoğraf çekmemiş olduğuma üzüldüğüm bu tuz gölleri ve balıkçılar ile ilgili güzel görseller kaldı kafamda.


Bedugul Tapınağı
.


 Pemuteran çevresi oldukça kurak. Yakınında ünlü milli parklar olsa da, tuzdan, orman yangınlarından epey çoraklaşmış bir bölge. Bizim kurak zamanda gitmiş olmamızın da etkisi var bu yorumda, ama Ubud'dan sonra aşırı kurak görünüyor, toprak beton gibi. Yandaki resim motor ile geçtiğimiz dağlık yollardan.

Dalış için dünyada en iyi yerlerden biri olarak geçen  Menjangan adasına gitmek için anormal paralar istedikleri, ve çeşitli Endonezya yerlilerinin ısrar, kıyametinden çok baygınlık geldiği için bu adaya dalışa gitmedik. Kişi başı üç saat şnorkel turu için 600.000 rupi vermek yerine, şnorkel kiralayıp Pemuteran'daki mercan restorasyonu resifleri arasında rengarenk balıklar ile coştuk. Bir sürü harika tropikal balık, mavi deniz yıldızı, yılan balığı gibi türler içinde deniz canlısı gibi olduk suda iki gün. Sonunda hepimizin sırtı yatamayacağımız kadar kavruldu güneşte, ama gördüklerimize de deydi. Komik tuvaletli odamızın kapısı önünde dünyayı kurtardık, güney yarım küre yıldızlarını Erol'un aplikasyonları ile inceledik falan, zevkliydi çok.




Dönüş yolunda Medewi'de konakladık bir gece; sörfçü mekanı olan bu yerin denizi tüm Uzakdoğu sahilleri gibi acayip bir şekilde çekiliyor akşam üstleri. Hal böyle olunca, çöl gibi, dalgalı denizli, yengeç sanatından kum manzaralı ve güneşin kıyıdaki ıslak kumlara yansıması ile oluşan çeşitli görsel kopukluklarla uzun zaman geçirdik. Denize giremesek de, kıyıda  günü batırmak zevkliydi çok. Tabi bol kaslı, aynı tip saçlı, MTV kliplerinden pörtlemiş sörfçü tayfası ile de epey dalga geçip, eğlendik.




Gel-gitli sahillerin ev sahibi yengeç kardeşler, ve yengeç sanatını yakından inceleyenler:)






Ertesi gün Tanah Lot tapınağına gittik, güzelim pitonların kutu içinde turistlerle foto çektirmek için hapsedildiği gibi klasik görüntülerin yanı sıra, güzel tapınaktı Tanah Lot. Ne kadar turistik olursa olsun Bali tapınaklarında insanı büyüleyen bir şeyler her zaman var.


Tanah Lot tapınağı,  Bali.

Denpesar vize maceraları sonrası Ubud'a gittik, Chakra ile terasımızda keyif birası içip, sabah erkenden Lombok adasına gitmek üzere toparlandık. Önümüzdeki bir ay devamlı yer değiştirip, hayalimizdeki adayı aradık, durduk:)



Foto: eRoL oZlaV