16 Ağustos 2012 Perşembe

Yogyakarta'ya Giriş

  


Yogyakarta'ya (ya da Jogjakarta) gitmeden önce hakkında çok güzel şeyler duymuştuk. Java'nın doğusunda Hindu azınlığın yoğunlukta olduğu, sanatkarları, batik ve gümüş işçiliği ile ünlü hoş bir  görüntü oluştu kafamızda. Endonezya'nın kalabalık ve pis şehirlerinden daha farklı beklentilerim vardı kısaca.. Ama trenden iner inmez hala Endonezya'da olduğumuzu hatırladık hemen.  Yine de kültürü, kukla tiyatroları ve diğer sanatsal/zanaatsal zevkleri ile aklımda güzel bir deneyim olarak kaldı bu şehir.. Sadece beş gün geçirmiş olmamıza rağmen sanki aylarca kalmışız gibi; anlatmak istediğim bir sürü şey var. O yüzden bir kaç başlık altında eklemeyi düşündüm Yogyakarta izlenimlerimizi.

Daha sonra öğrendiğimiz üzere, Jogjakarta'lı olmak, ki kısaca Jogja'lıyım diyorlar, bir ayrıcalık. Evinde kaldığımız çocuk da ben Endonezya'lı değil, Jogja'lıyım diyordu. :) Ülkenin en aydın nüfuslu yerlerinden biri bu şehir. Yine çoğunluk koyu Müslüman olsa da, ülkenin en iyi üniversitesi ve en çok sanat aktivitelerine  Jogja ev sahipliği yapıyor. Ülkenin başındaki sömürgeci güçlere karşı bağımsızlık mücadelelerinin de başkenti, o yüzden ayrı bir gurur kaynağı bu şehir.


 Uzakdoğu'nun  turistik şehirlerinin sevilen bisikletli faytonu




Tren garının olduğu bölge, Jogjakarta'nın en turistik kısmı; batik, kraliyet sarayı, diğer alış-veriş mekanları ile ünlü Malioboro caddesine yakın. Biz de adımımızı gardan dışarı atar atmaz, bize fazla fazla yardımcı olmak isteyen insanların ısrarları ve zorlamaları arasında kaldık yine. Çok yorgunduk, hızlıca bir şeyler atıştırdık, CouchSurfing'den bulmuş olduğumuz dünya tatlısı Ardian'ın evine, derdimizi anlatmakta zorlana zorlana otobüs ile gittik. Ardian, gamelan (http://en.wikipedia.org/wiki/Gamelan) sanatçısı ve biz gittiğimizde gamelan festivali için hazırlandıkları provaya gitmek üzereydi.. Çok yoğun olmasına rağmen bize her anlamda çok yardımcı oldu. Birlikte hoş sohbetler etme fırsatı bulduk.



Kaldığımız ev dediğim yer, büyük bir avlunun etrafında odacıklardan oluşan, geceleri dev farelerin çığlıkları ile uyandığımız bakımsız bir yerdi. Öyle fare görünce çığlık atan bir karakter değilimdir, tarla faresine filan da bayılırım, ama bu farelerin gece çıkartıkları sesler, zaman zaman uyku geçişlerinde oldukça tripli anlar yaşamama neden oldu. Bu mekanı bir kaç aile paylaşıyor, tuvaletler ortak, Medan yazımın resimlerindeki gibi klasik Endonezya tuvaleti görüntülerine sahip, köhne yapılar aslında. 

Normal koşullar altında ayıp olmasın diye bir şey söyleyemesem de, içten içe ya Emre'ye, ya da parasız olma koşullarımıza söylenerek, konaklama durumumuz yüzünden hayatı kendimiz için zorlaştırmayı başarırdım. Ama kalmaya para vermemek iyi olacaktı. Zaten o kadar yorgundum ki, oturup mızmızlanacak halim de yoktu. Al sana yol deneyimi işte dedim durdum kendime. Tuvaleti görünce duşa girme isteğimden de vazgeçtim. Zaten yıkanmanın anlamı yok, sokağa çıkınca egzoza, dumana, yanık çöp ve plastiklere bulanıyorsun. Biz de eşyaları odaya attığımız gibi Ardian'ın provasını izleyeme gittik. Ve Jogjakarta'da geçirdiğimiz beş gün boyunca bu odada deliksiz uykular çekip, en son gün başka CouchSurfing'cilerin de gelmesi sonucu, yatak olmadığı için yerde bile keyifle uyumayı başardık. Kısacası kendimi biraz olsun aştım sanırım.. Ama tek başıma kalmazdım herhalde burada. Yanımda Emre olunca mekan ve her şeyi gevşetmek kolay oluyor uyuma anlarında. O zaten gittiği her yerde yastığa ulaşana kadar uyumuş oluyor kolayca. 

Sonuçta, geriye dönüp bakınca iyi ki de Ardian ile zaman geçirmişiz ve o evi paylaşmışız diye düşünüyorum. Hostel ve pansiyon odalarındaki manzaradan, gittiğiniz ülkenin gerçek nabzı çoğu zaman anlaşılmıyor. Ardian sayesinde ülke hakkında çok ilginç şeyler öğrendik. CouchSurfing'in de güzelliği bu zaten; ucuz seyahat fırsatının yanında, bulunduğunuz yerdeki insanların gerçek hayatlarından bir kesit görüyor ve başka türlü hiçbir şekilde bilemeyeceğiniz, duyamayacağınız şeylere tanık oluyorsunuz.





Gamelan provası kilisedeydi. Ardian da Java'nın küçücük Hristiyan nüfusuna dahil. Endonezya'da her yerde serbestçe sigara içiliyor. Sigara içmeyen yok, camilerde de içiliyor mu bilemiyorum.. Provada herkes sigara içiyordu. Keyifli oldu çok provaya gitmek. Biz konservatuarda okurken gitmek zorunda olduğumuz orkestra provalarını hatırladım. Ne kadar stresli ve sıkıcıydı. Hala rüyalarıma girer o anlarım.. Oysa burada şef ile herkes arkadaş, herkes devamlı gülüyor, birlikte eğlenerek müzik yapıyor ve böyle olunca herkes severek yapıyor işini. Bir kıyaslanma veya azarlanma stresi okunmuyor gözlerden. Gamelan, aslında bir  enstrumanın farklı kısımlarını çalan bir topluluğa verilen isim. Aynı zamanda tamamı vurmalılardan oluşan bu enstrumanın da adı.  Ben hayatımda ilk kez Gamelan gördüm. Şu anda Bali'deyiz ve burada da gün içinde sürekli bir gamelan fonu hakim. Gerçi Jogja ile Bali'nin tarzları farklıymış. Artık hayatın bir parçası gibi, hemen tüketip alışmış olsam da bu enstrumana ve toplu müzik yapılma anlarına, bu diyarlardan gidince özleyeceğim seslerini..  Biz Jogja'dayken, şansımıza üç günlük Gamelan Festivali başlamak üzereydi, prova da onun içindi.

Gamelan provasından kısa bir izlenim...




Gamelan festivali ve kukla şovu ile ilgili daha ayrıntılı ayrı bir başlık açıp altında yazmayı düşünüyorum. Çok fazla malzeme var elimizde, hem ses kayıtları, hem de fotoğraf olarak.

Gamelan'ın yanı sıra, Endonezya'nın her yerinde olduğu gibi burada da sokaklar müzisyenler ile dolu. Bu ülkenin hemen hemen her yerinde karşılaşacağınız hava kirliliği, egzoz, çöp, parasızlık ve doğal felaketlerin sebep olduğu durumlar içinde herkes devamlı gülüp, şarkı söylüyor. Söyledikleri şarkıların nelerden bahsettiğini anlayabilmek isterdim. Gerçekten hem kendilerini hem de turistleri iyi hissettiren şahane bir terapi müzik..



 Video'nun kalitesi çok iyi olmasa da, sokak cümbüşlerinden bir kesit..


Halk pazarından sabah manzaraları

Jogjakarta'nın en sevdiğim özelliklerinden biri nefis yemekleriydi. Eskiden sokaklarda yemek yemeye biraz zorlanıyordum. Bu şehre varınca, altı aylık Uzakdoğu yaşantısının alışkanlığı, rahatlığı geldi sanki üstümüze. Şimdi direk sokakta yemek yiyoruz, hem daha ucuz oluyor, hem de önünde piştiği için yemek, daha temiz sanki. Sokakta iki kişi içecek dahil, 20.000 Rupi'ye (4 TL) doymak mümkün oluyor. Biz çoğunlukla yerel yemekler tüketsekte, genelde kafe ve restorant gibi yerlerde yiyorduk. yani masası sandalyesi olan, servis yapılan yerlerde. Böyle olunca,  yemek başına 20.000- 45.000 veriyorsun ve para daha çabuk bitiyor normal olarak. Batı mutfağı yemekleri ise genelde 45.000'den başlayıp, 250.000'e kadar gidiyor her yerde. Düzgün balık ve deniz ürünleri bizim ülkemize kıyasla çok ucuz olsa da, yine de diğer yemeklere göre pahalılar. Ve güneş altında sıcakta bekleyen balık ürünlerini yemeye çekiniyorum hala sokakta. Şimdi gittiğimiz rotaları bir daha yapsak, yemeğe daha az para harcayacağımız kesin. Gittikçe hem ucuz hem güzel ürünlere ulaşmayı daha iyi öğreniyoruz sanki. Kısacası Endonezya yemekleri, özellikle de Jogjakarta, bana rahat ve güzel geldi.  



Endonezya'da köpek başta olmak üzere, fare, yılan, monitor, kısaca var olan her şey yeniyor. Koyun kuzu yemekle bir farkı olmasa da, bilinçli olarak köpek yemeyi denemek istemedim.. Artık gördüğüm haşlanmış tavuk ayaklarına da çok korkunç bir şeymiş gibi bakmıyorum. Ama yemiyorum hala.. Nasi goreng, (sahanda yumurtalı ve sebzeli pilav), Gado gado (haşlanmış sebze üzerine nefis yerfıstığı sosu), nasi goreng ayam (pilav ve tavuk kombinasyonu), mie goreng (wokta noodle) Endonezya'nın  her yerinde karşınıza çıkıyor. Jogjakarta'ya has olan Gudeg adlı yemek ise favorimdi benim. Palmiye şekeri ve Hindistan cevizi içinde kaynatılan olgunlaşmamış Jack Fruit yemeği, pilavla güzel gidiyor. Tempe ise bir çeşit işlenmiş soya (fakir adamın eti de deniyor bol protein içerdiği için), o da her yerin vazgeçilmesi. Fıstık seven bir insan olarak Endonezya nefis bir yer. Her yemeğin içinde bolca fıstık veya fıstık sosu bulunuyor. Bir de  sadece Jogja'da gördüğüm, kopi jass denilen bir içecek var. Cızır cızır kor halinde bir kömür parçasını atıveriyorlar kahvenin içine, tadı çok nefis. Teh botol, yani şişede soğuk yasemin çayı da bu diyarların keyifli ve ucuz içeceklerinden.






Bubur, bir nevi pirinç lapası, sebzeli ya da tavuklu seçenekleriyle Endonezya'lıların kahvaltılarını süslüyor.



Jogjakarta'daki zamanımızın büyük bir kısmı Gamelan festivalinde ve vize uzatma işlemlerini beklemek ile geçti. 4 Ağustos'a kadar bir ayımız daha oldu. Bu sırada bol bol sokak müzisyeni dinledik, bir sürü tapınak gezdik, kukla şovuna gittik, batik hakkında yeni şeyler öğrendik. Ardian ve Eric ile uzun sohbetler ettik. Altı ayın sonunda her yeri yırtılmış ya da çürümüş t-shirtlerimizin yerine yenilerini aldık. :) Motor ile gezerken bol bol egzoz banyosu yaptık, gözlerimiz herkesler gibi kıpkırmızı oldu. İkimizin de ayaklarındaki sandalet izleri kalıp şeklinde kopyalandı güneş tarafından.. Ucuz yemek ve beleş kalmanın açığını vize ve tapınak giriş paraları ile ödedik. Jogja'da olma ayrıcalıklarını her türlü yaşadık yani..





Gamelan Festivalinden 











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder