11 Nisan 2012 Çarşamba

Ko Tao

Yazacak çok şey birikti. Ko Tao'dan başlayayım.. An itibari ile ülkede Tsunami alarmı verilmişken, anakarada bir yerde iki gün önce varmayı planladığımız adaya mı gitsek diye düşünürken, yine yol planları karıştı. Ama korunmuş olduk böylece. Neyse, ben yazadurayım, bakalım neler olacak.

  Bangkok'tan ayrılıp Ko Tao’ya gitmek için, Chumpon’a gitmemiz gerekiyordu otobüs ile. Otobüs ile yolculuk etmek, insan manzaraları açısından her zaman ilginç oluyor. Genelde Thai otobüsleri (uzun yol otobüsleri) çok geniş koltuklu, sanki çok büyük insanlarmış gibi. Zaten arabaları da büyük jeepler genelde, içlerinden minicik benden bile küçük insanlar çıkıyor, çok komik. Otobüsler de ayaklarını rahat rahat uzatabileceğin şekilde. Öndeki adam koltuğunu sonuna kadar yatırsa bile rahatınızı bozamayacak şekilde tasarlanmış. Yeşil, pembe perdeli, garip florasanlar ile aydınlanmış, klima yüzünden buz gibi. Bizim yolculuk da aynen bu şekilde ve Thai dizisi izlemeli oldu bu sefer. Daha önce Chiang Mai'den Bangkok’a gelirken 'farang'lar ile gelmiştik. O otobüs de aynı formattaydı, ama bol bombalı, patlamalı Amerikan filmleri göstermişlerdi, ve nedense turistleri sağır sanıyorlar herhalde, otobüs inliyordu. Fakat içki komasına girmek üzere olan Ruslar ve Almanlar çoktan sızmışlardı. Bir film bitince yenisini koyuyorlar. Bir de Thailer'in olduğu otobüslerde bazen karaoke oluyormuş. Herkes tam bir kabus diyor. :) Umarım bize denk gelmemeye devam eder.

Chumpon’dan bot ile Ko Tao’ya gitmek için iki saat beklememiz gerekti. Biz yavaş bottan bilet alıp kişi başı 450 baht para verdik, bizim dışımızdaki turistlerin çoğu yavaş botun olduğunu bile bilmiyorlarmış, söylemiyor şirketler çünkü, çoğunluk hızlı bot ile gitti ve adam başı 650 Baht verdi yani. Bir de  bizim de sonradan öğrendiğimiz gece botu varmış, o da kişi başı 250 Bahtmış. Kısacası, bütçenize ve vaktinize göre bir kaç yerden fiyat almak hep karlı oluyor.

Adalara gitmek için turistik sezonun bitmesini beklemiştik güya, ama Thailand’da bu sezon asla bitmiyor sanırım, çünkü botta en az 200 kişiydik ve yine çoğunluk Alman’dı. Zaten sanırım Thailand bir ülkeden ziyade kocaman bir turizm acentası gibi. Ko Tao'ya vardığımızda iskelede bekleyen tur şirketleri, dalış okulu reklamları, pansiyonuna götürmek isteyen kalabalık bir güruh vardı. Hemen bir kafe bulup, kalacak mümkün olduğunca az insanlı bir yer bakındık. Kahve fiyatları bugüne kadar gittiğimiz yerlerde 30-50 Baht iken, burada 100 Baht. Neyse sonunda en az kalabalık olan sahil Chalok Bay gibi gözüktü, oraya gittik. Araya araya çok keyifli bir yer bulduk ama fiyatlar gerçekten kuzeylerdekinin iki katıydı. Kuzeylerde eli yüzü düzgün bir oda, yada bambu bungalowu 100-300 bahta bulmak mümkünken, Ko Tao da 400 -500 baht dan başlıyor ve uçtukça uçuyor. (17 Baht = 1 TL) Türk parası ile kıyaslayınca, normalde 120 TL ye kalamayacağın bir odada 30 TL'ye kalıyorsun, yani Thailand ucuz tabi ki. Ama adalar genel olarak daha pahalı. 


Neyse bungalowumuzdan nefis bir koy ve deniz manzarası vardı ve direk koşarak kendimizi denize attık.Ve yandık. :) Dümdüz, görsel olarak kartpostal gibi bir sahil, her şey harika ama sıcak deniz bir fena oluyor, zaten buharlaşmak üzeresin devamlı. O sahildeki kumun dokusunu anlatamam, kum olası geliyor insanın, her yerine süresin falan geliyor. Etrafta kıyıya vurmuş, kurumuş, bembeyaz milyonlarca mercan.. Tüm gün kalakaldık sahilde, daha sonra her güzel koyda göreceğimiz gibi bir reggae bar’da keyif birası içtik, bungalovumuzun balkonundan nefis bir gün batışı izledik. Çok keyifliydi, çook..






Ko Tao garip bir yer. Bugüne kadar gittiğimiz her yerde Thai'ce selam verip, teşekkür edince insanlar çok memnun oluyorlardı. Burada direk İngilizce cevap veriyorlar ve pek hoşlanmıyorlar sanki yabancıların kendi dillerini konuşmasını. Farang'ları mutlu etmek için her yerde tahtadan kapalı kutu gibi, alimünyum çatılı odalar var. Ama yanıyorsun içinde, Thailand'da bambu, saz çatılı yapılar dışında bir yerde uyumak gerçekten büyük kerizlik, sıcağa dayanıklılığınız az ise.


 Ko Tao'da 1995 yılında hiç elektrik, yol, vs. yokmuş. Bugün dönüştüğü hal gerçekten çok ürkütücü. Yine de her yer yapı içinde olsa da, beton yapıların olmaması adanın güzel ruhunu hala koruyor. Adada bugün bile düzgün elektrik yok, ama turizm yüzünden jenaratörler durmak bilmiyor. Ve benzin cam şişelerde satılıyor. Su sıkıntısı da var. Adanın nüfusu normalde 750 kişiyken, her gün yüzlerce turistin gelmesi ciddi şekilde altyapı sorunu ve kirliliğe neden oluyor. Ko Tao, dalış merkezi gibi bir yer. O yüzden çok popüler. Emre ile kaldığımız koyun karşısındaki küçücük koya yüzdüğümüzde, denizin kıyıya bıraktığı plastik cisimlerin fazlalığına inanamadık. Sanırım dünya dediğimiz gezegenin plastiksiz bir köşesi kalmamış..


Kuzeylerde tanıştığımız herkes, adalarda motor kiralamamamız için bizi uyardı, kiralayacaksak da aldığımız yerin önünde resimini çekmemizi, yoksa 'burasını çizmişsiniz' gibi nedenlerle çok para isteyeceklerini söylemişti. (Motor kiralarken pasaportunuzu bırakmanız gerekiyor.) Yollar da çok yokuş ve toprak olduğundan, bu sefer risk almayalım dedik. Ve iyi ki öyle demişiz.. 






Ertesi gün Emre ile, Chalok'tan Sairee'ye kadar kıyı kıyı yürüdük, koy koy yüzdük. Muhteşem gizli cennetler keşfettiğimizi sandık, pek eğlendik. Motorla gezsek göremeyeceğimiz keyif köşeleri bulduk. Yani ortalık turist çılgınlığı ile dolu olsa da, her zaman saklanacak bir yer bulmak mümkün.








Ertesi gün dalış okullarına para yetmeyeceği için, şnorkellisinden tekne turuna katıldık. Ve adanın tüm doğu kıyısını görme şansımız oldu. Her koyda yarım saat zaman verdiler. Aklımızı uçurduk tamamen, deniz canlısı gibi olduk. Gördüğümüz mercanların, rengarek balıkların muhteşemliğini anlatamam. Kollarını açıyorsun balıklar her yerindeler. Fena yandık, hiç çıkamadık sudan. Bizim hıyar tekneci, gerzek turistler resim çeksin diye balıklara kremalı bisküvi attı, sanırım klasikmiş. Kremalı bisküvi nedir? İnsan kafasını anlamak hiç mümkün değil bazen. 'N'apıyorsun, ölürler!', dedik, 'ölsünler, nasıl olsa çok fazlalar', dedi, inanamadık. Eğer adamın İngilizcesi iyi olsaydı, ya da Türkçe biliyor olsaydı, en az 1 saat söylenirdim ama yapamadım. Fotoğraf çeken turistlere söylendim biraz o kadar. Emre köpek balığı bile gördü. (http://en.wikipedia.org/wiki/Blacktip_shark) Gerçekten acayip suyun altı, her ne kadar korunması zor olsa da. 


En son tur durağımız Nanguan adasıydı, Japon bahçesi diye bilinen yer. Giriş için 100 Baht ekstra para vermeniz gerekiyor. Bu ada birbirine bağlı, üç küçük adacıktan oluşuyor. Ada, buranın meşhur bira markası Singha'nın sahibine aitmiş. Havalı havalı bungalowlar var. Ama adaya plastik şişe ve poşet sokmuyorlar, en azından bu iyi bir şey.




Neyse, işte bu çok havalı ve güzel adaya gittiğimizde hava günlük güneşlik, ensenden haşlayan türdendi. Tur çılgınlığı yüzünden sadece 1 saat vaktimiz vardı adada. Biz de hemen su altındaki Japon bahçesi denen yeri görmek için şnorkeller ile yüzmeye başladık. Kafamı bir kaldırdım, inanılmaz şimşekler çakıyor, insanlar kaçışıyor. İnsan korkuyor buralarda. Bir acayip, bir anda kükreyen gökyüzü. Hemen kıyıya yüzdük hızla. Mekanın kafesinde kahve içtik. Sonuçta orada geçirdiğimiz bir saat boyunca kova kova su döküldü her yere sanki. Fakat renkler muhteşemdi. Adanın su altını görememiş olsak da, etraf nefis oldu. Çok keyifli bir saat geçirdik ve dönüş saati geldiğinde tekrar güneş parlamaya başladı. 


Tur dönüşü mekanımıza gittiğimizde, yağmur yüzünden bizim küçük koyda insan kalmamıştı. Yağmur da dinmiş ve ortalık mis gibi kokuyordu. Ben de kendime bomboş sahilde, bir süre yalnız keyif yapmayı hediye ettim. Çok güzel oldu gerçekten. Bir turist olarak, turizmden kaçmaya çalışmak imkansız ama böyle küçük anlar insanı iyileştirmeye yetiyor.

Ertesi sabah erkenden Koh Phangan'a geçtik. Pek gidesim yoktu, ama çalışabileceğimiz iki mekan vardı. Kendilerinden cevap gelmemiş olsa da şansımızı denemek istedik..

Not: Tüm yazılarımın editörlüğünü Emre yapıyor, yazım yanlışlarımın azalmasına şaşıranlara.. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder