19 Mayıs 2012 Cumartesi

Permaculture Farmstay - Lenggong, Perak


23 Nisan sabahı Penang'tan çıkıp, uzun bir yolculuk sonrasında Lenggong'a vardık. Amy ile Ladia bizi karşıladılar ve beraber bir şeyler atıştırdıktan sonra kasabanın biraz dışındaki yağmur ormanlarının eteğinde yer alan araziye vardık. Burayı Ladia, 3.5 yıl önce devletten kiralamış. Arazide iki tane kocaman yapı var; bu beton binalar, onlar buraya gelmeden önce yapılmış. Yapılar çirkin olsa da, gıda yetiştiriciliği açısından çok fazla alan imkanı veriyor. Bu çiftlikteyken, şehirde gıda yetiştiriciliği ile ilgili ne kadar çok şey yapabileceğimizi düşündüm..


Ladia (Vladislav), Çek Cumhuriyeti'nden, 39 yaşında, 12 yıldır Malezya'da yaşıyor ve esas mesleği endüstriyel tırmanış. Doğal tarım ve permakültür konusunda kendi kendini çok iyi eğitmiş ve bu konuda biraz da dik kafalı. Gider gitmez bizi çiftlik ritüeline aldı. Önce passionfruit ve alkol karışımı bir içecek hazırladı. İlk yudumu, bardakları tokuşturarak beraber içtik. Sonra sırayla, son yudumumuzu içerken "I'am a Farmer! - Ben bir çiftçiyim!" diye bağırmamızı istedi. Böylece çiftliğe dahil olmuş olduk. Ladia'nın bu motive edici bakış açısı çok işe yarıyor. Ona göre çiftçi olmak için yüzlerce eğitim almaya, pahalı kurslara gitmeye gerek yok. Elini toprağa değdirdikten sonra bir bitkinin suya ihtiyacı olup olmadığını herkes hissedebilir. Ya da hayvanların aç olup olmadığını anlamak için özel bir eğitim almaya, veterinere danışmaya gerek yok. Bu çiftlikteki her şeye karşı sorumlusunuz, siz bir çiftçisiniz ve altından kalkamayacağınız hiç bir iş yok, insiyatif almaktan çekinmeyin, dedi. Biz de zaman zaman gerçekten kendi çiftliğimizdeymişiz gibi hissettik. Özellikle Ladia'nın mahkeme işleri için Kuala Lumpur'a gittiği zamanlarda sadece ikimiz tüm işleri tek başımıza yürütürken. Ladia hafta içi bu koca arazide yalnız. Amy, çok tatlı yumuşacık bir insan. Kuala Lumpur'da masaj terapisti olarak çalışıyor ve haftada 2-3 gün çiftliğe gidebiliyor. 

Ladia & Amy

Amy bizi ahırın yanındaki gönüllü odasına yerleştirdi. İlk başta kokudan rahatsız olsam da, sonradan epey alıştık odamıza. Onlar da, kaldığımız odanın üst katında yaşıyorlar. Bizim odamızın arkasındaki kocaman yapıda bir inek yavrusu (buzağı), beş tavşan, bir sürü ördek, sayamayacağım kadar tavuk ve hindinin yanı sıra on üç tane de keçi var. Sabahları sohbet eden Gibbon sesleri ile beraber, bulutların üstünde başlıyorduk güne. Ladia ormanda yalnız yaşayan bir çok insan gibi deli biraz. Bu kadar hayvan ve kocaman bir arazi  ile  baş etmek için biraz deli olmak şart sanırım.


Kilang

Soldaki yeşil duvarlı mekan bizim konakladığımız oda.

Mekanın çevresindeki orman gerçekten çok büyüleyici. Arazinin içinden akan dere bol bol su sağlıyor. Hatta dere yatağının oluşturduğu küçük bir havuzu iyice şekillendirmişler ve altı kişinin rahat rahat içine girebileceği doğal  bir "jakuzi" olmuş mekanda. :) Çamaşır ve banyo sorununu da bu jakuzi çözmüş.




Bu arazide çalışma deneyimlerimiz ve öğrendiklerimizden önce ormanın başındaki dertlerden bahsetmek istiyorum.
Arazinin üst kısmında kalan ormanı bir takım şirketler para hırsı yüzünden ele geçirmişler; her yerde olduğu gibi. Her gün yüzlerce asırlık ağaçları kesip, yerlerine monokültürel şekilde okaliptüs ağacı ekiyorlar ve zamanla bu ormanın tüm su kaynaklarını kirletecekler ve biyoçeşitliği yok edecekler.

 Ladia ve Amy'nin konu ile ilgili mücadelelerinden rahatsız olan şirketler, ülkemizde de olduğu gibi onları inançsız, uyuşturucu bağımlısı serseriler olmakla suçluyorlar. (Bayramiç'te de altın madencilerine karşı çalışmalar yürüten insanları caydırmak için, şirketler köy kahvelerinde aynı hikaye ile propaganda yaparak köylüleri ikna etmeye çalışıyorlar.) Bu sebeple, rüşvet alan çeşitli devlet görevlileri, Ladia'nın kira kontratını vaktinden çok önce (biz oraya varmadan iki hafta önce) iptal etmiş. Normal şartlar altında araziyi boşaltmış olmaları gerekiyordu. Fakat toparlanmaya başladıktan sonra düşünüp, taşınıp karar vermişler; bizi tutuklayıp götürene kadar hiç bir yere gitmeyeceğiz! Onlar bu yıkıma karşı, koca bir orman ve tüm canlı çeşitliliği adına mücadele eden cesur insanlar.

Ormanın hali
Foto: Ladia-Amy

Konu ile ilgili mücadelelerine destek olmak için lütfen aşağıdaki imza kampanyasına bir kaç saniyenizi ayırın ve  katılın.

Gönüllünün hayatında bir gün:

Sabah 6:30-7:00 gibi, Ladia'nın meditasyon (agnihotra) seansı ile gün açılıyor. Katılmakta serbestsiniz. En geç 8:00'de hayvaların beslemesiyle de iş başlıyor. Herşeyden önce hayvanlar besleniyor ki metabolizmaları çalışmaya başlasın, ve "üretime" geçsinler. Tavuk, ördek, hindi ve tavşanlar için taze ot toplanıyor (özellikle fasulye türü bitkiler ve sarmaşıkların tadını seviyorlar ve bunlardan protein alıyorlar). Bunun dışında mutfak artıkları ve traşlanmış hindistan cevizi tüketiyorlar. Bu hindistan cevizi çuvalları en geç bir haftada kurtlanıyor ve kullanılamaz hale geliyor. Fakat bu kurtlar da özellikle tavukların en sevdiği şeylerden, ve onlar için çok zengin bir besin kaynağı. İşin güzel yanı, bu kurtlar ürerken, hindistan cevizinin yağını da çıkarıyorlar. Bu haliyle biraz kötü kokuyor çünkü içindeki amonyaktan arındırılması gerekiyor, ama çok doğal ve çok saf bir hindistan cevizi yağı olarak bir yan ürün elde ediliyor. Bir taşla iki kuş..
Kanatlılar ve tavşanlar beslendikten, su verildikten ve yaşama alanları şöyle bir temizlendikten sonra sıra keçilerin yemeğini toplamaya geliyor. Bildiğiniz gibi keçiler herşeyi yiyorlar, o yüzden problem yok, fakat 13 tane keçi epey yiyebiliyor, dolayısıyla en hızlı ve en iyi şekilde besleyebilmek için büyükçe bitkilerin yapraklarını seçiyoruz. Yabani zencefil, incir ve muz ağaçlarının yapraklarını toplaması kolay ve besleyiciler. Zaten bu sadece kahvaltı, günün devamında dışarıya çıkacaklar. 

Billy. Kendisi gerçek bir Pan.

İnek de bol bol yeşillik tüketiyor. Daha birkaç aylık bir buzağı olmasına rağmen boş bırakmaya gelmiyor, hep aç. :) O da daha çok lifli çim ve otları tercih ediyor. 

Dünyanın en güzel ineği
Foto:Amy

Bunlardan sonra, gün hala serinken sebzeler ve fidanlıktaki bitkiler sulanıyor. Eğer birkaç kişiyseniz ve ne yaptığınızı biliyorsanız tüm bu işleri yapmak en fazla yirmi dakika alır. Tek başınaysanız biraz daha uzun sürer, ama Ladia'ya sorarsanız 5 dk.!
Sonra kahvaltı, mutfağın toparlanması, kahve, sohbet derken, o gün yapılması planlanan işlere girişiliyor. Temizlik, ineğin beslenmesi, tohum ekimi, fidanların transplantasyonu, ineğin beslenmesi, iç-dış edilen araba lastikleri (aşağıya daha yazacağım bununla ilgili), ortalığın derlenip toparlanması ve ineğin beslenmesi genel işler. 

Mutfak

Foto:Vivienne Hew


Biz gitmeden iki hafta önce araziyi terk etmek üzere toparlanmaya başladıkları ve sonra vazgeçtikleri için bol bol temizlik işi vardı. Ayrıca politik bir mücadele içinde olduklarından, çiftliğin mümkün olduğunca kısa sürede mümkün olduğunca güzel görünmesi için çalışılıyor; her an resmi makamlardan ziyaretçiler uğrayıp, mekanın kurtarılmaya değer olup olmadığına karar verecek bir imza atmaya kalkabilir çünkü. Bu yüzden bol bol bitki, özellikle de sarmaşık ektik; patlıcan, kabak, balkabağı, "bittergourd", "wintermelon", fesleğen, domates, fasulye, kuşburnu, vs. 
Evin arka tarafında otların tamamen gizlediği bir muz bahçesi var. Muzların çoğu henüz küçük olduğu için farkına bile varmamıştık o bölgenin. Buraya bol bol muz diktik. Muz ağacı kökten gelişiyor, yani tohumu yok.  (Yabani olanların tohumu var ama onlar da yenmiyor maalesef.) Sağlıklı bir muzun kökünü ayırarak çoğaltabiliyorsunuz. Bunun dışında etrafta bol bol limon ve mandarin ağacı, papaya (sağdaki resim), nar, tik, ananas, limon otu, çarkıfelek, domates, fasulye ve bezelye var. 


Öğlen vakti paydos deyip yemek hazırlığına başlanıyor. Yemekten sonra da yine mutfağın toparlanması, kahve, sohbet ve saat 3:00'e kadar siesta. Bazen daha uzun ya da kısa sürebiliyor dinlenme zamanı. Akşamüstü de yine yapılacak çeşitli işlerle vakit geçiyor, duş, çamaşır işleri derken akşam yemeği, ve gün bitiyor. Ortalamaya vurursanız günde net 5-6 saat çalışılıyor. Bazen daha fazla ya da daha az. Bazen ne iş yapacağımızı bilemediğimizden, Ladia da ortalıkta yoksa, etrafa bakınarak zaman geçirdiğimiz oldu, güzel de oldu. 

Hafta sonu gelen Hintli konuklar

Arazi:
Perak eyaletinin Lenggong kasabasında, dağlık bir vadinin tepesine yakın, yaklaşık 500 m. rakımda, 160 dönümlük bir arazi. Eskiden çay çiftliğiymiş, şimdi keçileri besleyen çalı ve otların arasında eski çay ağaçları hala duruyor. Arazide iki bina var. Birincisi, mutfak, tuvaletler, banyolar, konuk odaları, kiler ve depo'dan oluşan ana yaşam alanı. İkincisi ise kilang (Malay dilinde fabrika) adını verdikleri büyük yapı. Yapının güneydoğu ucunda kümesler, kuzeye bakan kısmında keçi ağılı ve yanında fidanlık, güneybatı tarafında ise su kültürü denemeleri yaptığı üstü açık bir oda. İneğin evi de burada. Bu bina aslında biraz fazla büyük, fakat hali hazırda varken kullanmamak saçma olurmuş. O yüzden çeşitli işlevler kazandırmaya çalışmış Ladia. Kendi odası da bu binanın üst katında. Hayvanlara yakın olunca kontrol etmek daha kolay oluyor.

Fidanlık (Sulama, alanın ortasında, tepeden bir fıskiyeyle yapılıyor.)

Toplamda üç adet gölet var. Birincisi, ana yaşam alanının biraz yukarısında küçük bir havuz. Üzeri su bitkileriyle tamamen kaplı olduğu için farketmek zor. Ördeklerin bunlarla beslenebilmesi için bir yöntem bulmak lazım. (Ördekler eskiden dışarıda yaşıyorlarmış, fakat ardı arkası kesilmeyen yaban domuzu saldırıları yüzünden içeri almak zorunda kalmışlar, bu yüzden çok mutlu görünmüyorlardı.) Diğer iki gölet de kilangın arka (kuzey) tarafında; biri oldukça büyük ve içinde balık da yetişiyor. Bu büyük göletin yanındaki hafif eğimli alanda da uzun vadede pirinç yetiştirilmesi planlanıyor, çünkü göletin altından akan bol bol su var.Evde kullanılan su (gri su), sazlar ve su bitkileriyle kaplı bir kanaldan geçerek balık göletine dökülüyor. Tuvaletlerdeki siyah su ise üç adet küçük "pre-septik" tankta toplanıyor ve zaman zaman boşaltılarak değerlendiriliyor.

Hava her zaman 21-30 C derece arasında tam tropikal iklim. Çoğu zaman her gün, ama en az 2-3 günde bir mutlaka yoğun yağmur yağıyor, özellikle öğleden sonraları .


Motorsiklet lastiğinden saksı: Lastiklerin bitki ekimi amacıyla kullanılabilmesi için iç-dış edilmesi lazım. Bu, hem toprak için daha fazla alan sağlıyor, hem de iç-dış edilmemiş lastiklerin içinde birikecek suyun kökleri çürütmemesi için bir çözüm. Aynı zamanda bedava bir saksı, yeniden kullanım ve toprak olmayan (beton gibi) bir zemin üstünde bitki yetiştirmeye olanak veriyor. Fakat bu iç-dış işlemi kolay bir iş değil. Doğru teknikle doğru miktarda güç uygulanması lazım. Yoksa ikinci lastikten sonra pili bitiyor insanın. Her neyse, iç-dış edilmiş iki adet lastiği üst üste koyuyor, içini su geçirmeyecek muşamba gibi bir malzemeyle kaplıyor ve drenaj sağlamak için muşambanın zemine oturan kısmına boydan boya bir kesik atıyoruz. İçini de güzel bir toprak karışımı ile doldurup ekime hazır hale getiriyoruz. 
Elimizdeki alan küçücük bir lastik bile olsa, gıda ormanı ve çeşitlilik ilkelerini takip etmek, bütün "niş"leri doldurmak lazım. Bir kök bitkisi (mesela patates), bir meyve (mesela biber [biber bu iklimde çok yıllık bir çalı olarak yetiştiriliyor]), yapraklarını kullandığın bir bitki ve bir sarmaşık cinsi ideal bir karışım olabilir. (Duvar dibine yerleştirilen lastiklerin dışa bakan tarafına patlıcan ekmek, iç kısımdaki bitkileri keçilerden biraz da olsa koruyormuş; keçiler patlıcanı sevmiyor ve yapraklarıyla da arkadaki bitkileri gizliyor.) Böylece, çeşitli besinlere ihtiyacı olan bitkiler bir arada olur, gübre ihtiyacı dengelenir. Ayrıca aynı familyadan iki bitkiyi bir lastikte yan yana ekmemeyi tavsiye ediyor Ladia.

Çeşitli Bilgiler:

-Tropikal iklimde ağaçların ne kadar hızlı büyüdüğüne şahit olduk. Ladia buraya yerleştiğinde, yani 3-3.5 sene önce ekilmiş, sekiz metreyi bulan tik ağaçları, kocaman durian ve jackfruit gibi ağaçların nasıl boy attığına inanamadık.

-Organik tohum meselesine kafayı pek takmayın diyor Ladia. Marketten organik diye alınan tohumlar bile çeşitli kimyasallarla spreyleniyor(muş) zaten. Edindiğiniz herhangi bir tohumu (GDO hariç) ekip, kimyasal gübre ve ilaç kullanmadan büyüttüğünüz zaman, özellikle bu şekilde tohum alıp yeniden ekerek çoğalttığınızda, gayet temiz ve "organik" bitkileriniz olur diyor. Amaç, kimyasal kullanmadan mümkün olduğunca güçlü bitkiler üretmek olmalı. 

-Tuvaletlerden çıkan kompostun içinde kalmış (yani mideden geçip vücuttan atılmış) domates tohumları, bu kompostu kullandıkları meyve ağaçlarının altında kendiliğinden filizlenmişler. İşin ilginç kısmı, kendi diktikleri domateslerden çok daha güçlü ve sağlıklıymış bu 'asi' domatesler. 

-Zerdeçal (turmeric) iyi bir antiseptikmiş; kabuğunu soyup rendeleyerek ya da ezerek, ufak tefek yara berelere pansuman yapmak için ideal. Kazayla Emre'nin  kafasına yediği koca bir kütükten sonra kullandık, iyileşme sürecini epey hızlandırdı. 

-Sheet Mulch denilen tekniğin ne kadar hızlı çalıştığını burada bir kere daha gördük. Aşağıdaki fotoğraf, sebze bahçesi olarak hazırlanan bir alanda üç günlük 
bir örtülemenin sonucu. Elle ot yolmak yerine, güneş ışığını geçirmeyen bir ya da birkaç kat muşamba/karton/kağıt ile, istenmeyen otlardan kısa sürede kurtulabilirsiniz. 


Sheet Mulch

Çiftlilkteki evcil fıstıklar:


Kişisel deneyimlerim, genel izlenimler:

Ladia'dan ve araziden çok ilginç uygulamalar öğrensem de bu kadar güzel bir ormanda vakit geçirmek her zaman çok kolay olmadı benim için. Her şeyden önce erkek egemen yerlerin klasik bakımsızlığı ve hijyen durumu sanırım bir kaç örnek dışında evrensel bir gerçek. Her yerde küçük ama güzel ayrıntılar ile ortama renk katacak bir kadın olması gerektiğini düşünüyorum; bir kadın olduğumdan herhalde. Amy sadece altı aydır arazide ve sadece hafta sonları gelebiliyor.

Buraların güzel canlı çeşitliliğine ek olarak, hayatımda hiç bu kadar büyük akrepler görmemiştim. İnsan tırsıyor gece akrep ve yılanın üstüne basmaktan. Dibindeki dev çalılar arasından ormana da öyle kolay kolay ne güzel ormanmış diye girilemiyor.

Bu arazide kendim ile çok vakit geçirip, seçimlerimizi ve ne olmak istediğim konusunda derin derin düşündüm. Ladia'nın koşullarında ve onun bildiği anlamda çiftçi olmak istediğimden emin değilim. Bu ağır yaşayış biçiminin insan ruhuna getirdiği güzellikler dışında, zor yanları da var. Ne olursa olsun şehir insanlarıyız ve minimumda da olsa belli standartlarda, ihtiyacım olduğunu düşündüğüm şartlar içinde yaşamak istiyorum. Ama her şekilde toprağa yakınken daha mutlu olduğumu biliyorum.

Buraya gelmeden önce göçebe yaşıyor olmaktan biraz yorulduğumuzu fark ettik. Burada günlük 7 TL'ye kalıyor olmak da bütçemize iyi gelecekti. Bu sebeplerden belki bir ay bile kalırız diye düşünüyorduk. Ama özellikle benim Ladia ile yıldızım pek barışmadı. Onun içinde bulunduğu stresli koşulları anlıyor olsam da, zaman zaman konuşma tarzı çok kırıcıydı. Eğer kendimi İngilizce dilinde Türkçe'deki gibi ifade edebiliyor olsaydım daha rahat ederdim. Söylemek isteyip de söyleyemediğim çok konu oldu yani. Burada kişisel olarak hoşuma gitmeyen durumları örneklendirmeyeceğim ama sonunda sabırlı ve çalışkan Emre'yi bile konuşma tarzı ile yormayı başardı ve bu yüzden iki haftadan az bir süre içinde ayrıldık buradan.

Kendi ülkemizde birlikte uyum ile çalıştığımız, bizi seven, orada olmamızdan memnun olduğunu belirten, bir çok iş öğrenebileceğimiz insan var iken, buralarda ne işimiz var diye düşündüğümüz oldu. Son bir yıldır Emre ile yüzlerce ağaç ve yenilebilir sebze, meyve ektik ve hiç birinin büyüdüğünü göremedik. Yani bazen bu göçebe yaşam tarzı ve başkalarının arazilerinde var olma çabası gerçekten yorucu oluyor. Ama ne isteyip, ne istemediğimizi görüyoruz ve mutlaka tüm bu duygusal ve fiziksel deneyimlerimizin bize geri döneceğine inanıyorum.

Bu işler ile uğraşan herkesler biraz deli. Biz de deliyiz galiba. Sadece burası için değil, bazı insanlar sisteme karşı çıkıp beğenmedikleri şeylerden uzaklaştıklarını sanarken, kendilerini herkesten özel ve farklı görüyorlar, bu sık sık karşılaştığım birşey. Ama hepimizin içinde buna benzer yanılsamalar var. Sonuçta insan olarak yargıladığımız, beğenmediğimiz bir sürü hal ve eylemi kendimiz de gerçekleştirebiliyoruz. Kendim için de, tüm orman delileri için de empati ve kişisel farkındalıkların daha yapıcı olduğu gelişim alanları dilerim. Hiç kimsenin yeni bir krala ihtiyacı yok bu hayatta.

Kendi adıma, benim yanımda bulunan her tür canlının kendini rahat ve huzurlu hissetmesini istiyorum. Ve ben de kendimi rahat ve huzurlu hissettiğim yerlerde olmak istiyorum. Her nerede olursam olayım.

Yoğun çiftlik çalışma zamanlarında Emre ile birbirimizi özlüyoruz, çünkü uyku zamanları dışında pek görüşemiyoruz. Bu durum ilişkimize renk katıyor. :)  Perak sonrası leş bir halde, ormandan şehre inip Ipoh'ta sıcak suyu olan bir oda bulduk ve iki gün minimum kıpırdama ile bol bol dinlendik.


Teknik Eleştiri:

Permakültür, her zaman minimum enerji sarf ederek maksimum geliri elde etmeyi amaçlar. Bunu da akıllıca gözlem yaparak, içinde bulunduğun koşulları ve elindeki hammaddeyi iyi değerlendirerek, mümkün olan en verimli tasarımı yapıp, ihtiyacın olan ortamı kendine sağlamanı hedefler. Ladia, her zaman verimli çalışmak konusunda bizi uyardı. Minimum enerji, maksimum sonuç. Fakat zaman zaman bunun böyle olmadığını gördük. Önce ihtiyaçlar: Bir-iki kişinin yaşadığı, ve ara ara birkaç misafirin gelip birkaç gün ya da bir hafta kaldığı bir yerde kaç tane hayvana ihtiyaç var? (Gerçekten 13 tane keçi ve onlarca tavuk, ördek, hindi ve tavşana ihtiyaç var mı?) Kaldı ki keçilerin sütü kullanılmıyor (oğlaklar sağlıklı büyüsün diye), tavuklar doğru düzgün yumurta vermiyor, ördekler dışarıda gezinemiyor ve kanatlılar sürekli dışarıdan yiyeceğe muhtaç. İkincisi, büyük bir ihtimalle arazide zaten var olan yapıların doğru düzgün tasarlanmamış olduğundan kaynaklanan bir sorun, hayvanların yaşadığı alanın mutfağa yeterince yakın olmaması. Bu iki sorun bir araya geldiğinde, enerji girdisinin verimi ve gerekliliği de tartışılabilir hale geliyor. Bunlar düşünüldüğünde, buradaki hayvan sisteminin en önemli çıktısı gübre oluyor; bu kadar çok gübreye ihtiyaç var mı ve bunun için bu kadar çok enerji sarfetmeye değer mi acaba?

Bahsedilmesi gerektiğini düşündüğümüz ufak bir eleştiri sadece. 










1 yorum:

  1. Bu kadar yazı için emeğinize sağlık arkadaşlar...

    YanıtlaSil